DiniErk





Peygamber Efendimiz‘in üçüncü halifesi Hz. Osman‘ı (rah ) insanlık şefkati, merhameti ve hayâsı ile yadeder.

Resulullah (s.a.v)‘in iki kızıyla evlenmiş olduğu için iki nûr sahibi anlamında, "Zi‘n-Nureyn" lakabıyla anılan Hz. Osman‘ın 12 yıllık hilafetinin son döneminde yayılan fitne sonrası şehit edilişi 17 Haziran 656 günü Medine’de meydana gelmişti.

Hz.Osman (r.a.), Fil Vak’ası’ndan altı sene sonra veya 574 senesinde Mekke’de dünyaya gelmiş olup soyu Abdi Menâf’ta Resûlullah (s.a.v) Efendimiz’le birleşir.
Kureyş kabilesine mensup olup Emevî soyundandır. Annesi Ervâ bint-i Küreyz, Allah Rasûlü’nün halası Beyzâ’nın kızıdır.

Hz. Osman (r.a.) Müslüman olunca, Allah Resûlü (s.a.v.) Efendimiz kızı Rukıye’yi onunla evlendirdi. Bu evlilikten ilk çocuğu Abdullah dünyaya geldi.

Câhiliye döneminde Ebû Amr künyesiyle çağrılan Hz. Osman (r.a.) artık bundan sonra Ebû Abdullah künyesini aldı.

Sonra kızı Leylâ doğunca da Ebû Leylâ künyesiyle anılmaya başlandı.

Hz.Osman (r.a) iki defâ Habeşistan’a, daha sonra da Medine’ye hicret etti. ikinci defa hicret ettiğinde Habeşistan’da bir müddet kaldı, sonra Mekke’ye geri döndü.
Resûlullah (s.a.v), Medine’ye hicret etmekle emrolunduğunda, diğer Müslümanlarla birlikte o da Medine’ye hicret etti.

Hz. Osman (r.a.), hanımı Rukıye (r.a.) ağır hasta olduğu için, Resûlullah (s.a.v) Efendimiz’in izniyle Bedir Gazvesi’ne katılmamıştı. Hz. Rukıye (r.a.), ordu Bedir’de bulunduğu esnâda vefat etmiş, zaferin müjdesi Medine’ye ulaştığı gün toprağa verilmişti.

İlk eşi Hz.Rukıye (r.a) vefat edince, Allah Resûlü (s.a.v) onu diğer kızı Hz. Ümmü Gülsüm (r.a) ile evlendirdi.

Bu sebeple Hz. Osman’a, “iki nur sahibi” mânâsına Zinnûreyn lakabı verilmiştir. Hicretin 9. senesinde ise Ümmü Gülsüm (r.a) da vefat etti.

Rasulullah Aleyhisselamın damadı olan bu mümtaz sahabe aynı zamanda iffet ve hayâ yönünden de örnek bir şahsiyettir. Allah Resûlü (s.a.v), meleklerin bile ondan hayâ ettiğini haber vermiştir.

Hz. Osman (r.a), 644 senesinde halife seçildikten sonra, fethedilen topraklar genişledi. Başta Sâsânî İmparatorluğu’nun son eyaleti Ermeniye olmak üzere, Kuzey Afrika kıyıları ve Anadolu’nun bir bölümü İslâm devletinin hudutları içine dâhil edildi.

Ermenistan, Horasan, Kuzey Afrika, Kıbrıs, Trablus ve Taberistan’ı fethetti, İran’daki ayaklanmaları bastırıp merkezî yönetimin nüfûzunu yeniden tesis etti.

İslâm ordularının önündeki mâniler kaldırıldıktan sonra Hz. Osman (r.a.), komutanlarına hiç vakit kaybetmeden Cebel-i Târık’ı geçerek Endülüs’e girmeleri emrini verdi.

Hz. Osman Dönemi’nde bir donanma hazırlanarak denizlerde de fetihlere başlandı. 649 yılında Kıbrıs’a, 652’de Sicilya Adası’na ve 653-54 yıllarında ikinci defa Kıbrıs’a akınlar düzenlendi.

Diğer taraftan Muâviye (r.a), Hz. Osman’dan izin alarak, Sûriye sâhillerinde oluşturduğu donanma ile Akdeniz’e açılmış ve müslümanlar denizlerde de Bizans’a karşı varlık göstermeye başlamışlardı. Bir müddet sonra Muaviye (r.a.) donanmasıyla denize açılarak, Kıbrıs Adası’na çıktı.

Hz. Osman (r.a.) devrinde Doğu Roma (Bizans)’a karşı kazanılan en parlak ve kesin zaferlerden birisi hiç şüphesiz Kuzey Afrika’da Fenike yakınlarında yapılan Zâtü’s-Sevârî deniz savaşıdır. Abdullah ibn-i Sa’d (r.a.) komutasındaki İslâm donanması, İskenderiye açıklarında Bizans İmparatoru Konstantin komutasındaki büyük donanmayla karşı karşıya geldi. Bizanslıların gemi sayısı hakkında verilen bilgiler, beş yüz ile sekiz yüz arasında değişmektedir. İslâm donanmasının sahip olduğu gemi sayısı ise ikiyüz civarındaydı. Yapılan savaşta Bizanslılar büyük bir mağlûbiyete uğratıldı. İmparator II.Konstantin, yaralı olarak Sicilya Adası’na sığınmak zorunda kaldı. Sicilya ahâlîsi İmparator’un zulmünden usanmış olduklarından onlarda II.Kostantin’i öldürdüler.

Hz. Osman (r.a.) zamanında İslam orduları, doğuda Türkistan’a kadar ilerledi. Kuzeyde Anadolu ve Dağıstan’a, batıda Atlas Okyanusu’na ulaştı. Ayrıca Afrika’nın kuzeyi de tamamen Müslümanların hâkimiyetine geçti.

Hicretin 32. senesinde Muâviye (r.a) gemilerini İstanbul’a kadar gönderdi.

Hz. Osman (r.a) zamanında topraklar çok genişlemiş ve zenginlik iyice artmıştı. Maddî imkânların genişlemesiyle bazı ictimâî değişmeler de başladı.

Hz. Osman’ın (r.a.) hilâfeti 12 sene sürdü.

Hilâfeti esnâsında yaptığı mühim hizmetlerden biri de, Hz.Ebûbekir (r.a) zamanında toplanıp Mushaf haline getirilmiş olan Kur’ân-ı Kerîm’i tekrar kontrol ettirerek çoğaltıp çeşitli merkezlere dağıtması oldu.

Önceki halifeler gibi Hz.Osman (r.a) da çok hadis rivayet etmemiştir. Onun Resûlullah (s.a.v) Efendimiz’den rivayet ettiği hadis sayısı sadece 146’dır.

Fitnenin ortaya çıkışı ve Şehadeti

Eyaletlerdeki bir takım valiler, sorumsuz davranışlar sergilemeye başlamışlar, fitne ortamının oluşmasına zemin hazırlanmışlardı. Osman (r.a) haksızlıkları gidermek, filizlenmeye başlayan fitnenin yatıştırılması için yoğun bir gayretin içine girmişti. O, gelen şikayetleri dikkatle inceliyor, başta Hz. Ali (r.a) olmak üzere Ashab‘ın ileri gelenleri ile istişarelerde bulunuyordu.

Fitne için Hz. Osman‘ın mührünü kullandılar

Mısırlı bir grup Medine‘ye gelmiş, Hz. Osman‘a baskı yapmışlardı. Hz. Ali‘nin gayretleriyle Mısırlılar ikna edilmiş, vali Abdullah Bin Ebi Serh azledilerek yerine Muhammed Bin Ebubekir‘in tayini gerçekleştirilmişti. Tayin edilen yeni vali Mısır‘a yola çıkmıştı. Medine tarafından Mısır‘a doğru doludizgin giden bir köle gördüler. Hemen onu durdurup sorguladılar. Kölenin üzerini arayan Mısırlılar, bir mektup buldular. Mektupta Mısır‘a vali olarak atanan Muhammed Bin Ebubekir‘in ve yanındakilerin öldürülmeleri yazıyordu. Ayrıca mektup Hz. Osman‘ın mührünü taşıyordu. Muhammed Bin Ebubekir yanındakilerle beraber tekrar Medine‘ye döndü. Hz. Ali, onlardan bir gurupla birlikte Hz. Osman‘ın yanına gitti. Hz. Osman böyle bir mektuptan haberinin olmadığını söyledi. Ancak isyancılar buna inanmadı. Hz. Ali, Hz. Osman‘ın söylediklerinin yalan olmadığı konusunda isyancıları ikna etmeye çalıştı. Ancak isyancılar böyle bir mektuptan haberinin olmamasının bile halifelikle bağdaşmayacağını ve halifeliği bırakmasını istediler.

Evi kuşatma altında olan Hz. Osman bir ara uyumuştu. Rüyasında Peygamber Efendimizi gördü. Alemlerin Efendisi kendisine hitaben, "Hepimiz oruçluyuz, iftara seni bekliyoruz. Cuma günü bizimle beraber olacaksın." dedi. Uyanan Hz. Osman, ev halkına rüyasını anlattı. Ertesi gün Cuma‘ydı. Hz. Osman oruca niyet etti. Eve gizlice giren Muhammed bin Ebubekir, Hz. Osman‘a bağırdı: Söyle hangi din üzerindesin? Hz. Osman bu duruma çok üzülerek şöyle dedi: "Ey kardeşimin oğlu. Baban sağ olsaydı bu yaptığına razı olmazdı." Muhammed bin Ebubekir yaptığı hatayı anladı ve geri çekildi. Arkadaşlarını da geri çevirmek istediyse de başarılı olamadı. Asilerin biri kılıcını Hz. Osman‘a vurmuş, diğeri ise hançerini göğsüne saplamıştı.

Hz. Osman’ın evini saran asiler, onu Kur‘an okurken 18 Zilhicce 35 / 17 Haziran 656 tarihinde seksen altı yaşındayken Medine’de şehid ettiler. Okuduğu Kur’an sayfalarını kana buladılar.

Şehîd edilirken Hz. Hasan[14] ve Kelb kabilesinden olan eşi Nâile bint-i Ferâfisa yaralandı. Hz. Osman’ın na‘şı, geceleyin hanımı ve birkaç samimi dostu tarafından, gizlice defnedildi.

“Kişi yaşadığı hâl üzere ölür ve öldüğü hâl üzere haşrolunur” hadisinde buyrulduğu gibi Hz. Osman,  Kur’an ile yaşadı, Kur’an’ı infak etti ve Kur’an okurken şehid edilerek rahmet-i Rahman’a kavuştu.

Yorumunuzu yazın

Daha yeni Daha eski

Sponsor



Sponsor