Allah'ı Seven İnsan Allah'a Neden İsyan Eder - Dindar Haber - DiniHabergentr

Allah'ı Seven İnsan Allah'a Neden İsyan Eder




“Bir Müslüman Allah’ı sevdiği halde niçin O’na isyan eder? Birini seven kimse ona isyan eder mi?”

Bu soru, bundan yaklaşık 1300 yıl önce Hanefî mezhebinin “kurucu imamı” İmam-ı Azam Ebu Hanife’ye, öğrencilerinden Ebu Mukatil tarafından sorulmuştu. Büyük İmam, bu soruya mükemmel bir cevap verdi:

“Evet, bu mümkündür. Bir çocuk babasını sever ama buna rağmen bazen ona isyan ettiği de olur. Bir mümin de en çok Allah’ı sever ama O’na isyan ettiği de olur.”

İmam-ı Azam, daha sonra bunun sebebini şöyle izah eder:

“Bunun sebebi insanın nefsanî arzularının insana galip gelmesidir.”

Bu defa öğrencisi şu soruyu sorar: “Bir mümin, günah işlediği takdirde kendisine azap edileceğini bile bile nasıl isyan eder?”

Ebu Hanife şöyle cevap verir: “Mümin, kendisine azap edileceğini bilerek günah işlemez. Günahı işlerken iki şeyi düşünür: 1) Allah’ın kendisini affedeceğini ümit eder. 2) Ölmeden önce tövbe edip günahlarından arınacağını düşürür.”

Öğrencisi tekrar sorar: “Kişi, kendisine azap edilme ihtimali bulunan bir şeye teşebbüs edebilir mi?”

Ebu Hanife günlük hayattan bir örnekle durumu izah eder: “Evet bu olabilir. Kişi kendisine zarar verme riski bulunan yiyecekleri yiyor ve içecekleri içiyor. Bir savaşta ölebileceği ihtimalini bildiği halde savaşa katılıyor. Bindiği geminin batma tehlikesi olduğunu bildiği halde yolculuk esnasında gemiye biniyor. Eğer geminin kurtulacağına, savaşta düşmanı alt edebileceğine dair bir güveni olmasa bunlara teşebbüs etmezdi.”

(Ebu Hanife, el-Âlim ve’l-müteallim, s. 18-19)

Ebu Hanife ile öğrencisi arasında geçen uzun konuşmanın yukarıda aktardığım kısa kesitinden öğreneceğimiz çok şeyler var. Ben kendi adıma şu sonuçları çıkardım:

1. İnsan, melekler gibi masum değildir. Nefis taşıyan bir varlık olduğundan her an nefsine uyup günah işleyebilir. Rabbinin bir emrine itaatsizlik yapabilir veya bir yasağını çiğneyebilir. Bir kimsenin günah işliyor olması Rabbini inkâr etmesi anlamına gelmez. Günlük hayatta da sıklıkla gördüğümüz üzere pek çok zaman insanlar sevdiği kimselerin hoşuna gitmeyecek işler de yapabiliyorlar ama bu durum, onların karşı tarafı sevmediğini göstermiyor.

Nitekim Allah Resûlü (s.a.v.) insanların tabiatında günah işleme özelliğinin bulunduğunu, insanın bu özellikten sıyrılması halinde imtihanın anlamı kalmayacağını şu hadisinde belirtir:

“Eğer sizler günah işlemeseydiniz Allah sizleri giderip yerinize günah işleyen bir topluluk getirir ve onları bağışlardı.” (Müslim, Tevbe, 9; Tirmizî, Deâvât, 99)

Bu söz, insanları günaha teşvik etmek için değil, tersine insanın doğasının buna müsait olduğunu göstermek ve insanları tövbeye teşvik etmek içindir.

2. Buradan ikinci bir sonuç daha çıkıyor: Bir kimse günah işliyor diye onu "Allah düşmanı", "din düşmanı" ilan edemezsiniz, tekfir edemezsiniz. Zira onun bir günahı varsa sizin de başka bir günahınız vardır. İçki içmiyorsunuzdur da birinin gıybetini yapıyorsunuzdur. Adam öldürmemişsinizdir ama birine iftira atmışsınızdır. Öyleyse günahı olanları ötekileştirmek yerine kazanmaya bakmak gerekir.

3. Günahın sebebi nefse uymaktır. Nefis ise Hz. Yusuf’un (a.s.) da belirttiği gibi şiddetle kötülüğü emreder. (Yusuf, 53)

Öyleyse insan için en önemli şey, nefsine boyun eğdirmektir. Nefsine hâkim olabilen kişi onu kendisine binek eyler. Nefsine mahkûm olan ise nefsinin bineği haline gelir.

4. Günah işleyen Müslüman kendi iç dünyasında “nasıl olsa Allah beni affeder” diye düşünür. Yine o “günahı işledikten sonra tövbe ederim” diye kendini psikolojik olarak rahatlatır. Nitekim Hz. Yusuf’un kardeşleri onu kuyuya atmayı planladıklarında şöyle demişlerdi:

“(Aralarında dediler ki:) Yusufu öldürün veya onu (uzak) bir yere atın ki babanızın teveccühü yalnız size kalsın! Ondan sonra da (tevbe ederek) sâlih kimseler olursunuz!” (Yusuf, 9)

Allah’ın affediciliği, rahmet ve merhamet sahibi oluşu kuşkusuz ki doğrudur ama günah işlemeyi düşünen bir kimsenin kendisine bunu bir mazeret ve bahane kılması asla kabul edilebilecek bir şey değildir. Zira Allah, şirk dışındaki bir günahı “dilediği kimse için” affeder. Bizim ise bu kimseler arasında olabileceğimizin bir garantisi yoktur. Nitekim Rabbimiz şöyle buyurur:

“Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz; bundan başkasını, (günahları) dilediği kimse için bağışlar. Allah'a ortak koşan kimse büyük bir günah (ile) iftira etmiş olur. “(Nisâ, 48)

Rabbimiz tövbe edenlerin tövbesini kabul eder ama burada da iki mesele vardır: Günah işlemeyi baştan kafasına koymuş olan ve “nasıl olsa tövbe ederim” diye düşünen kimsenin bu durumu onun samimi olmadığını göstermektedir. Böyle bir durumda günah işleyen kimseye tövbe etmenin nasip olup olamayacağı bilinemez. Hem sonra tövbe etse bile tövbenin şartlarına riayet edip etmeyeceği de bilinemez. Rabbimiz bu konuda da bizleri uyararak şöyle buyurur:

“Ey insanlar! Şüphesiz ki Allah’ın vaadi haktır. O halde sakın ola dünya hayatı sizi aldatmasın ve o çok aldatıcı olan (şeytan) da sizi Allah(ın affına güvendirerek) aldatmasın.” (Fâtır, 5)

Böylece büyük İmam Ebu Hanife’nin verdiği cevaplarla nefis tahlillerde bulunduğunu, Kur’an ve Sünnetin ortaya koyduğu bakış açısını yansıttığını görüyoruz.

Rabbimiz nefsimizi kendimize binek eylemeyi, kendisine isyan değil itaat etmeyi cümlemize nasip eylesin.

Soner Duman

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

İlginizi Çekecek Haberler

Sponsor