Günün Vaazı - İslamda İnfak Ve İhsan - DiniErk Haber - Din ve Diyanet Dünyasının Özgür Sesi

Son Haberler

DiniErk Haber - Din ve Diyanet Dünyasının Özgür Sesi

Din ve Diyanet Dünyasının Özgür Haber Sitesi

Post Top Ad

15 Mayıs 2019 Çarşamba

Günün Vaazı - İslamda İnfak Ve İhsan




İNFAK: ”Nefk” kökünden gelen infak sözlükte; bitirmek, malı ve parayı elden çıkarmak demektir. Dini bir terim olarak, ”Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak amacıyla kişinin kendi servetinden harcamada bulunmasıdır.

İslam Medeniyet tarihinde ise Allah’a itaat ve ibadet niyeti taşıyan islama ve müslümanlara yardım ve fayda sağlayan her türlü harcamalardır. Allah yolunda infak hem farz olan zekatı, hem de nafile olan sadaka, fıtr sadakası, borç verme, mü’minin maddi-manevi sıkıntısını gidermek, ülke savunmasından, hacı hizmetlerine, yoksulların desteklenip, okul, kütüphane, cami, yol, köprü ve çeşme gibi hayır kurumlarının tesisine hatta tabiatın korunup ,geliştirilmesine kadar çok çeşitleri vardır.

İnfak, Kur’an-ı Kerim’de ayetlerle sabit bir farzdır.

“Mallarında dilenci ve yoksul için bir hak vardır.” (Zariyat 19)

“Onların mallarında saile(isteyene)ve mahruma(iffetinden dolayı istemeyip mahrum kalana) belli bir hisse vardır.” (Mearic 24-25)

İnsanın sahip olduğu servetin gerçek sahibi Allah’tır. O’nun emanet olarak verdiği bu nimetten başkalarına vermek gerekir. Zaten Allah-u Teala muttaki kullarından Bakara 2-3’te ”infakı” onların gayba iman ve namazdan sonra verdiği rızıktan başkalarına infak ederler şeklinde 3.sırada bahsetmektedir. Kur’an-ı Kerim’de infakı emreden her ayete baktığımızda Allah’a iman ve namaz emrinden sonra Allah yolunda infaktan bahsettiğini görürüz.

İnfak her şeyden önce mü’minin bir şiarıdır. Zira onun ahlak ve karakteri haline gelmiştir. O elinde bulunanları imkan nispetinde daima vermeyi fazilet kabul eder.

Kur’an- Kerim böyle davrananları cennet ile mükafaatlandıracağını va’deder.

“Allah mü’minlerden mallarını ve canlarını kendilerine(verilecek)cennet karşılığında satın almıştır.”(Tevbe 111)

İHSAN: “Husn” kökünden gelip, güzel olmak, başkasına iyilik etmek, yaptığı işi en güzel şekilde yapmak demektir. Bir insanın gerçekleştireceği işin ihsan seviyesine ulaşması için, neyi, nasıl yaptığını bilmesi, en güzel şekilde eyleme dönüştürmesidir.

Hz. Ali “İnsanlar işlerini ihsanla yapmalarına göre değer kazanır.” diyerek ihsanın önemini vurgulamıştır.

Ahlak literatüründe, iyilikte farz olan asgari ölçünün ötesine geçip isteyerek ve severek daha fazlasını yapmak demektir.

Ragıp el-İsfahani’ye göre ihsan adaletin üstünde bir derecedir. .Adalet borcunu vermek alacağını almak ihsan ise üstüne düşenden daha fazlasını vermek, alması gerekenden daha azını almaktır. Buna göre adaleti gözetmek” vacip” ihsanı gözetmek” mendup veya müstehaptır.”(Gazali 2)

İnsanlar açısından ihsan üç kısımda zikredilir.

1.Allah’a karşı ihsan: Şartlarına uygun iman etmek, emir ve yasaklarına uymaktır.

2.İnsanlara karşı ihsan: Bu hem Allah’a hem de insanın ana-babasına, komşu ve akrabalarına iyilik yapmak, haklarına riayet etmek, kusurlarını bağışlamaktır.

3.Kişinin kendine karşı ihsanı: Bu iman edip ,salih amel işleyerek Allah’ın rızasını, rahmetini, cennetini kazanmaktır.

Hepimizin de bildiği Cibril hadisinde Cibril’in ”ihsan nedir?” sorusuna Peygamberimizin ”…Allah’ı görüyormuşsun gibi ibadet etmen her ne kadar sen Onu görmesen de O seni görüyor…”diye cevap vermesi, bize ”ihsanı” en güzel şekilde tarif eder.

Bu tanım ve açıklamalardan yola çıktığımızda konumuz olan infakın ihsandan ayrı düşünülemeyeceğini, birbiriyle iç içe, omuz omuza olan, biri olmadığında diğeri eksik kalan bir yapı olduğunu görürüz.Bu yüzden infaktan bahsederken ihsansız olmayacağını, ihsansız infağın eksik kalacağını belirtmemiz gerekir.

İnfakta ihsan yapılan yardımların gösterişten ve dünyevi beklentilerden uzak her an Rabb’le berabermiş gibi sırf Allah için faaliyette olma halidir.

İnfak İhsan Derecesine Ulaştığı Zaman Bizlere Neler Kazandırır?

İnfak sanıldığı gibi maddi kayba sebebiyet vermeyip, aksine manevi kazançlar yanında maddi imkanlar olarak da pek çok fayda sağlamaktadır. Onunla insan bir yandan sosyal hayatta itibar kazanırken, diğer yandan hem malı hem de canı itibarı ile koruma altına girmektedir. Allah’ın rahmet hazinelerine müracaat olan cömertlikle bereket kapılarının açıldığına şahit olmak sanıldığının aksine mananın yanın da maddi huzurda sağlar.

-Toplumda saygınlığı artırır: İnsanın devamlı verici olması, ihtiyacı olsa bile kardeşini kendine tercih etmesi toplum içinde saygınlığının artmasına vesiledir. Allah’a yaklaşmanın vesilesi de sayılan böyle bir hareketle kendisi farkında olmasa bile rabbi katındaki yerinin ağırlığını adeta kulları arasında hissettirmektedir.

Hz. Ömer ganimetlerin devlet hazinesine bol bol geldiği dönemde, Hz. Ebu Ubeyde, Hz. Muaz bin Cebel ve Hz. Huzeyfe gibi efendilerimize yakınlığı diğer kişileri kıskandırır. Çünkü onların Ömer’in kendilerine geçimlerini temin için verdiği yüzer altını hemen oracıkta muhtaçlara dağıtıp infak edebilmeleri Hz. Ömer’in teveccühünü kazandırmıştır.

-Malı bereketlendirir: Ayet ve hadisler ışığında verilen malın eksilmeyip, aksine ihlas nispetinde bereketlenip arttığını haber alırız. Nitekim Hz. Ebu Bekir malının neredeyse tamamını infak ettiği halde Allah’ın lütfuyla tekrar tekrar servet sahibi olmuştur. Allah yolunda harcanan mal tıpkı budanan bir ağacın daha verimli ve canlı hale gelmesi gibi bereketlenip artmaktadır.

Rabbimiz bu hususu şöyle dile getirir.

“Mallarını Allah yolunda harcayanların hali, yedi başak bitiren ve her başağında yüz dane bulunan bir tohumun hali gibidir. Allah kime dilerse ona kat kat verir. Allah ihsanı bol olan hakkıyla bilendir.”(Bakara 261)

Bu konu hakkında Mevlana; ”Ekin eken önce ambarı boşaltır, ama sonra hasılatı çok olur tohumu ambarda tutan ise sonunda onu farelere yem eder.” buyurmuştur.

Peygamberimiz infak etmekle malda herhangi bir eksikliğin olmayacağını şöyle haber verir. ”Üç şey vardır ki üzerine yemin ederek size teminat veririm. Sadakadan dolayı hiçbir kulun malı eksilmez. Zulme maruz kalıp sabreden kulun Allah izzetini artırır. Dilencilik kapısını açan kimse için Allah fakirlik kapısını açar.”(Tirmizi - Zühd)

-Allah’ın yardımına vesiledir:Bizim kullara elimizi uzatmamız, Rabbimizin bize el uzatmasına vesiledir. ’’Kim bir kulun dünyevi sıkıntısını giderirse, Allah da o kulun dünyevi ve uhrevi sıkıntılarını giderir. Kim zorda kalmış birini kurtarırsa Allah da onun dünyevi ve uhrevi zorluklarını giderir. İnsan insanın yardımında olduğu müddetçe, Allah da o kulun yardımına koşar.’’ buyurmaktadır efendimiz(sav).

-Toplum içinde huzuru temin eder:Toplum içerisindeki ihtiyaç sahiplerinin tespit edilerek ellerinden tutulması, geleceğin huzur dolu dünyası adına yapılmış en güzel yatırımdır. Böylelikle çaresizlikten meşru olmayan yollara baş vurarak kargaşaya sebebiyet verecek hareketlerin , huzurun bozulmasının önü alınmış olur, yoksullar korunarak onlartın fena işler yapması ihtimali ortadan kalkar. Topyekün bir cemiyetin saadet ve huzuru fertlerin saadet ve huzuruna bağlıdır. Bugün fakirlerden kaçırıp vermeyenler, yarın on hatta yüz katını rüşvet olarak verseler ortaya çıkacak huzursuzlukları engelleyemeyeceklerdir.

- Sınıf ayrımını ortadan kaldırır: Zenginlerle fakirler arasındaki uçurumu kaldırır. Birbirleriyle sevgi ve saygı bağının kurulmasına sebeb olur. Ve böylece sınıf ayrımı ortadan kalkar.

-Fazilet yarışına sebeb olur: Peygamberimiz; ”veren el, alan elden üstündür.” buyurarak, böylece Müslümanlara yardım edilen değil, yardım edenin daha faziletli olduğunu bildirmiştir. Sıkıntı ve darlıkta Müslümanlardan gelen yardımla kişi sıkıntılarını atlatınca çalışıp kazanma, alan değil, veren el olma yolunda yarışacaktır.

Fazilet yarışı deyince aklımıza Hemen Hz. Ebu Bekir ile Hz. Ömer efendilerimiz gelir. Hz.Ömer’in Peygamberimiz (sav) tasadduğu emrettiği bir zamanda elinde bol miktarda mal vardı. ”İşte şimdi Ebu Bekir’i geçersem bugün geçerim.” dedi. Malının yarısını aldı gitti. Peygamberimiz(sav) ona “ailene ne bıraktın?” diye sordu. O da bunun bir mislini diye cevap verdi. O esnada Ebu Bekir geldi, elindeki malın hepsini getirdi. Aynı soruyu Peygamberimiz(sav) ona da sordu. O ise “Allah ve Resulünü” cevabını verince hayır yarışında Ebu Bekir’i ebediyyen geçemeyeceğini anladı.

-İnfak edenlerin Allah gözlerine parlaklık, gönüllerine sevinç verir: İnfak eden insanlar Rabbin rızasını kazanma ve kardeşinin ihtiyacını giderdiği için hem dünyada hem de ahirette sevinç ve huzur içinde olur.

“Onlar kendi canları çekmesine rağmen yetime, esire sevdikleri yemeği yedirirler. Biz sırf Allah rızası için yediriyor, sizden bir karşılık ve teşekkür beklemiyoruz. Çünkü biz suratsız çok kötü bir günden ötürü Rabbimizden korkarız. Allah da o günün şerrinden korumuş, yüzlerine parlaklık, gönüllerine sevinç vermiştir.”(İnsan 8-11) ayeti bize bunu müjdeler.

İnfaklarımızın İhsan Derecesine Ulaşması İçin;

1. Her şeyden önce infak ihlasla yani Allah rızası için yapılır. Temelinde Allah rızası gözetilmeden yapılan yardımlar Allah indinde makbul değildir. İnfakın içerisine riya, gösteriş veya çıkar duyguları karışıyorsa o ihlastan uzak olup Allah için olmaz. Bu tavırlar yapılan hayrın sevap ve faziletini götürür.

Rabbimiz bu konuda bizi ikaz ediyor.

“Malınızdan hayır adına ne harcarsanız kendi menfaatinizedir. Zira siz ancak Allah rızasını gözeterek verirsiniz. Böylece hayra dair ne verirseniz onun tamamı tastamam olarak size ödenir. Hakkınız yenmez, size zulüm edilmez.”(Bakara 272)

Bir hadiste de Peygamberimiz(sav): ”Ateşin odunu yediği gibi kibir de bütün amelleri yer bitirir.”buyurmuştur.

2. Yardım yapılacak kişiler iyi seçilmeli, ihtiyaç sahibi olup olmadıkları iyice araştırılmalıdır. Nice ihtiyacı olmadığı halde dilencilik yapan, bunun aksine ihtiyaçlarını dile getirmekten çekinip, kimseye bir şey söyleyemeyen muhtaçlar vardır.

Allah(cc)”Sadakalarınızı o fakirlere verin ki ,onlar Allah yolunda çalışmaya koyulmuşlardır, öteye beriye koşup kazanamazlar. Dilenmekten çekindikleri için tanımayanlar onları zengin zanneder. Ey Rasulüm! Sen onları yüzlerinden tanırsın onlar iffetlerinden insanları rahatsız edip bir şey istemezler. Siz malınızdan bunlara ne harcarsanız muhakkak ki Allah onu hakkıyla bilir.”(Bakara 273)

3. Kendimizin kullanmadığı, işe yaramayan ihtiyacı görmeyen şeyler verilmemelidir. Kendimizin kabul etmeyeceği kalite ve miktardaki bir şeyi başkasına da vermemeliyiz.

Kur’an-ı Kerim’de “Ey iman edenler,kazandıklarınızın iyilerinden ve rızık olarak size çıkardıklarımızdan hayra harcayın. Size verilse, gözünüzü yummadan alamayacağınız kötü malı hayır diye vermeye kalkışmayın. Biliniz ki Allah zengin ve övülmeye layıktır.”(Bakara267)

Bu konuyla alakalı olan hadis-i şerif de bize ikaz mahiyettedir.”Asr-ı saadette bazı kimseler hurma salkımlarından bir miktar getirip, Mescid-i Nebevi’ye bırakırlardı. Ondan fakirler alır ihtiyaç giderirlerdi. Bir gün Allah Rasülü orda uygunsuz salkımlar buldu ve eline alıp “Şu sadakanın sahibi isteseydi daha temizini tasadduk ederdi. Yine bu sadaka sahibi kıyamet günü böyle kalitesiziyle mukabele görecektir.”(Ebu Davut-Zekat)

4. Yapılan infak hiçbir şekilde başa kakılarak yapılmamalıdır. Cenab-ı Hakk başa kakılarak yapılan yardımı mü’min olmayanlar olarak vasıflandırıyor.

“Ey iman edenler! Allah’a ve ahiret gününe inanmadığı halde insanlara gösteriş olsun diye infak eden kimse gibi sadakalarınızı başa kakma ve eziyetle iptal etmeyin. Onun durumu üzerinde toprak olup, yağmur yağdığında cascavlak kalan taş gibidir. Onlar kazandıklarından hiçbir şeyde istedikleri gibi tasarruf edemezler. Allah kafirler güruhuna hidayet etmez.”(Bakara 264)

Mevlana Hazretleri bu konuyla ilgili olarak şu benzetmeyi yapar. ”Yoksul kişi cömertliğin aynasıdır.Sakın o aynaya karşı kırıcı sözler söyleyerek buğulandırma.”

5. Yardımın küçüğü büyüğü olmaz. Kişi az dahi olsa yaptığı yardımları küçük görmemeli, kendini zorlayarak en üst seviyede yardımı hedeflemelidir. Efendimiz(sav) ”Kardeşini güler yüzle karşılaman dahi hiçbir iyiliği hor görme.” buyurmuştur.

Zira Allah katında yapılan şeyin miktarı değil onu ortaya koyarken içinde bulunulan tavır ve durum önemlidir. Bediüzzaman’ın değerlendirmesi ile “İhlaslı bir zerre amel, ihlas olmayan binlerce amele tercih edilmelidir.” Onun içindir ki bir kase yoğurt Süleymaniye Camii’nden ağır gelir.

Yine Medine’nin şerefli ensarından Ebu Akil gelir aklımıza. ”Fakirliğine rağmen boynunda iple hamallık yapıyordu. Aldığı üç beş dirhemi ikiye ayırıp bir kısmını muhtaçlara dağıtıyor diğer kısmını Allah Rasülü’ne getiriyordu. Onunla alay eden münafıklar onu horlayıp ”Allah’ın bu adamın sadakasına ne ihtiyacı var?” diyorlardı. Aynı kişiler zenginlere de riyakarlık damgasını yapıştırıyorlardı. (İbn-i Kesir) Kur’an-ı Kerim onların bu ikili oynamalarına karşılık Ebu Akil’i överek ”Sadakalar konusunda gönüllü verenleri ve güçlerinin yettiğinden fazlasını bulamayanları çekiştirip alay edenler var ya işte Allah onları maskaraya çevirmiştir. Ve onlar için elem verici azap vardır.” (Tevbe 79) ayetiyle herkesin gücü nispetinde infakta bulunabileceğini bildirir.

6. Yardım ertelenmemeli-ötelenmemelidir. Eldeki imkanlar nispetinde ihtiyaç sahiplerine derhal yardım yapılmalı, zaman geçirilmemelidir. Çünkü “ Şeytan sizi fakirlikle korkutur (sadaka vermenizi istemez).Size çirkinliği ve hayasızlığı emreder….”ayeti bize şeytanın hayırlı işlerden vazgeçirme gayreti içinde olduğunu haber vermektedir.

7. Gizlilik prensibine dikkat edilmelidir. Zekat dışında(farz ibadettir, açıklık esastır)yardım yapılırken gizlilik prensibine dikkat edilmeli, yardıma riya karıştırılmamalıdır. Zira ihsan ve ihlas çizgisinden çıkmış olabiliriz. Bu konuda Allah ”Eğer sadakaları gizler de onları öylece fakirlere verirseniz bu sizin için daha hayırlıdır ve günahlarınızdan bir kısmını örter.”(Bakara 271)

Peygamberimiz(sav) bu konuda ”Sağ elinin verdiğini sol eli duymayacak şekilde sadaka verenlerin ahirette arşın gölgesinde gölgeleneceğini haber verir.”(Tecrid 2/620)

Nitekim şanlı tarihimizde sadakanın gizli verildiğine şahittir. Fatih zamanında camii avlularında sadaka taşları bulunurdu. Hayır sahipleri bu sadaka taşlarına hayırlarını koyar, giderler, oradan da ihtiyaç sahipleri ,kimseler görmeden ihtiyaçları kadar alıp kullanırlardı. Ne veren el, ne de alan el bilinirdi.

Sahabe efendilerimizden ”Mallarını gece-gündüz,açık-gizli infak edenler yok mu? İşte onların Rabbleri katında ecir ve mükafaatları vardır ve onlara herhangi bir korku yoktur. Onlar hiçbir zaman mahzun olmazlar.”(Bakara 274) ayeti gelince Hz . Ebu Bekir kırk dinarının onunu gece, onunu gündüz, onunu açık, onunu gizli vermiştir. Hz. Ali de kırk dirheminin onunu gece, onunu gündüz, onunu açık, onunu gizli vermiştir.

Yukarda saydığımız maddelere dikkat ettiğimiz sürece her türlü sadaka, hayır, iyilik vs.’i ihsanla yerine getirmiş oluruz.

Vakfın Mana ve Önemi

İslamda infak konusunun ne denli önemli olduğu ve karşılığında Rabbin rızası, O’nun hoşnutluğu ve ebedi hayatı kazanma arzusu kulları hayırda yarışmaya yöneltmiştir. Öyle ki bu infak konusuna verilen önem toplumda sadaka-ı cariye bilincini geliştirmiş, vakıfların ortaya çıkmasına sebebiyet vermiştir.

Vakıf terim olarak; durmak hapsetmek demektir. Vakıf, Allah rızası için geliri toplumun hizmetine sunulmak üzere bir malın sürekli hayır maksadıyla bağışlanmasıdır. Hayırda yarışmak, ileriye gitmek ve yardımlaşmak İslam’ın şiarlarındandır. İnsanlığın, toplumun yararına yapılan her iş dinimizce övülmüş ve teşvik edilmiştir.

Bir bakıma vakıflar sürekli sevap kazandıran sadaka-ı cariyelerdir. Allah rızası için insanlık adına hizmet veren her türlü eserlerdir. İlim, eğitim müesseseleri, yol, köprü, çeşme ve kütüphanelerdir.

Peygamber Efendimiz (sav)’in sadaka-ı cariyeyi , dolayısıyla bir kısmıyla vakfı kapsayan şu hadis-i şerifi meşhurdur.

“Bir insan ölünce üç kişi hariç herkesin ameli kesilir. Sadaka-ı cariye(bırakan) veya istifade edilen ilim(bırakan) veya kendine dua edecek salih evlat.” (Müslim-vasiyet)

İnsan sadaka-ı cariye adı altında yol, köprü, çeşme, okul, mescit, aşevi, hastane vs. gibi hizmetlerden faydalandıkça bu hayra vesile olan hayır sahibinin amel defteri kapanmaz hayırları yazılmaya devam eder.

Müslümanları vakıf anlayışına teşvik etme açısından şu hadiste kayda değerdir. ”Ölüyü mezara kadar üç şey takip eder. Ailesi, malı, ameli. Bunlardan ikisi geri döner, biri baki kalır. Aile ve malı geri döner, amelleri baki kalır.”(Buhari-Rikak)

İslam’da ilk vakıf olarak dile getireceğimiz örnek Peygamberimize(sav) aittir. o Medine’ye gelirken Neccaroğullarından bir arsa satın almış ve üzerine mescit yapılmasını sağlamıştır. Hicri ikinci yılda kendisine ait hurma bahçesini vakfedip gelirini İslam muhafazası için tahsis etmiştir. Fedek’teki hurmalığını yolculara, Hayber’deki hurmalığını da İslam’a vakfetmiştir.

Hz. Cabir(ra) “Muhacir ve ensar’dan imkan sahibi olup ta vakıfta bulunmayan tek kişi bilmiyorum.” demiştir. Bu meyanda Hz. Ömer de sahip olduğu ”Kasm” adındaki hurmalıkla ilgili vakfı pek meşhurdur. İslam’ın yayılmasına hizmet veren Daru’l Erkam da bu vakıflar arasındadır.

İslam tarihinde vakıflar çeşitli ihtiyaçlara hizmet etmiştir. Fakirleri himaye etme, yolcuların ihtiyacını karşılama, yetimleri büyütme, talebelere burs, işsizlere iş bulma, çırak yetiştirme, borçlulara, müflislere yardım, bekarları evlendirme, medrese, han, camii, çeşme, yol, köprü gibi amme menfaatine hizmet eden müesseseler kurmak, ayakta kalmalarını sağlamak gayesiyle çok sayıda vakıflar kurulmuştur.

Vakıfların ifa ettiği hizmetin büyüklüğüne işaret gerekir. Devlet iç ve dış gaileler sebebiyle zayıf ve yorgun düştüğünde memur maaşlarını bile ödeyemez olduğu durumlarda müessese ve vakıflar sayesinde hizmetlerini yürütmüşlerdir.

Vakfın Önemi

1. Vakfın gayesi Allah’ın rızasını kazanmaktır.

2. Vakıflar toplumda devletin ulaşamadığı muhtaçların ihtiyacını gideren kurumlardır.

3. Vakıflar yoksul ile zengin arasında bir köprü vazifesi gören, ihtiyaçlarını vakıftan sağlayarak toplumsal ayrışmanın, sınıf ayrılığının önüne geçen kurumlardır.

4. Maddenin ön plana çıktığı günümüz toplumların arasında kalan dul, hasta, engelli ve yetimlerin sığınabilecekleri en güvenli kurumlardır.

5. Din, dil, ırk ayrımı gözetmeksizin her yaratılana kapılarını açan kurumlardır.

6. Vakıflar toplumumuzun sosyal yapısını genişleten, güçlendiren kurumlardır.

7. Vakıflar, insana dünya hayatının fani, ahiret hayatının baki olduğunun bilincini aşılayan kurumlardır.

8. Ferdiyetçiliği, bencilliği bertaraf ederek insana diğerkamlığı öğreten kurumlardır.

9. Toplumda Allah sevgisinin, ahiret inancının en somut belirtileridir.

Rabbim içinde bulunduğumuz maddeci topluma inat, infak ve vakıf düsturlarının her zaman hayatımızın vaz geçilmez şiarı haline gelmesini, bu anlamda elimizde bulunan nimetlere anımızda ve gelecekte en güzel şekilde sahip çıkabilmeyi çoğaltma gayreti içinde olmayı nasip eylesin.

Kaynaklar:

İslam Ansiklopedisi Cilt:21-22

Dini Kavramlar Sözlüğü

Güzel Ahlak Kitabı

İhya-u Ulumi’ddin (İmam-ı Gazali)

Kur’an-ı Kerim ve Meali

Gülseren ŞEKER
Söğütlü Vaizi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

İlginizi Çekebilir

Siteniz Anında İndexlensin

Siteniz Anında İndexlensin
Anında İndex