DiniErk




Ülkemizde ve dünyada din, her zaman çok tartışılan konuların başında gelmektedir. Dinin çok tartışılması, aslında din adamlarının tartışılması demektir. Din alanında yapılan tartışmalara baktığımızda, kendisine din adamı diyen veya öyle kabul edilen kişilerin söyledikleri ve yaptıkları üzerinden dinin tartışıldığı veya din hakkında yargılar oluşturulduğunu söyleyebiliriz.

Din hakkında söylenilen her söz, din adamı olsun veya olmasın insan tarafından söylenmektedir. İnsan tarafından yapılan her türlü yorumun, değerlendirmenin, polemiğin veya fikrin insanlar tarafından sürekli olarak değerlendirilmesi, eleştirilmesi ve sorgulanması gerekmektedir. Din adamlarının dedikleri din değildir.

Din adamlarının dedikleri, çoğu zaman dine dair sözler bile değildir. Din adamlarının dedikleri, çoğu zaman kişisel arzuları, istekleri ve çıkarları ile ilgili ifadelerdir. Din adamlarının söylediklerinin din olarak anlaşılması ve algılanması, din ve din adamı arasındaki ayırımın yapılmasını imkansızlaştırmaktadır. Din adamının söylediklerinin din olarak kabul edilmesi, din adamlarının dediklerini tartışmanın dinin bizzat kendisini tartışmak olduğu şeklinde çarpık bir olgunun ve tutumun oluşmasına neden olmaktadır.

IPSOS Araştırma şirketinin dünyanın yirmi üç ülkesinde yaptığı çalışmaya göre,  ülkemizde en az güvenilen meslek gruplarının başında din adamları ve siyasetçiler gelmektedir. En çok güvenilen meslek gruplarının bilim insanları, doktorlar ve öğretmenler olduğunu IPSOS araştırması ortaya koymaktadır.

Toplumun din adamlarına güven duymadığını IPSOS araştırmasının ortaya koyması, din adamlarının niçin güvenilmez olduğu sorusunun gündeme gelmesine yol açmıştır. Toplumun niçin kendilerine din adamı denilen kişileri güvenilmez bulduğu sorusu üzerinde ciddiyetle düşünmeye ihtiyaç vardır.

Kendisini din adamı olarak gören ve sunan kişiler,  insanların kendilerine niçin güven duymadığı konusunda şapkalarını önlerine koyup ciddi bir özeleştiri yapmaya ihtiyaçları vardır.

Din adamlarına toplumun güven duymaması, toplumun din adamlarını hakikatin ve ahlakın temsilcisi olarak görmediği anlamına gelmektedir. Toplumun din adamlarına ve siyasetçilere güvenmemesini birlikte değerlendirmek lazımdır.

Toplum,  yalanı siyaset ve din olarak sunan ve savunan siyasetçilere ve din adamlarına güvenmemektedir. Toplum, din adına yalanların meşrulaştırılmasından, yaygınlaştırılmasından ve dayatılmasından bıkmış usanmış durumdadır.

Din adına yalanı hak ve hakikat olarak sunan din adamları, yalancı ve sahtekar görüldüğünden dolayı, toplum kendilerine din adamı denilen kişilere güvenmemektedir. Toplum yalan olarak konuşulan ve yaşanılan dinden duyduğu rahatsızlığı,  yalancılara güvenmemezlik şeklinde ortaya koymaktadır.

Yalanı din olarak sunan din adamlarına güven duymayan toplum, din adamları denilen kişilerin din ticareti yaptığını, din adamı adını kullanarak ekonomik, ticari, sosyal ve kişisel çıkarlar elde ettiğini düşünmektedir.

Din adamı, bugün aklın, düşüncenin, bilimin, felsefenin, sanatın, edebiyatın, değişimin temsilcisi olarak değil, din ticaretinin uygulayıcısı olarak görülmektedir. Toplum, din ticareti yapan din adamlarına güven duymamaktadır. Din adamlarına güvenilmemesi, toplumun din ticaretine olan tepkisi anlamına gelmektedir.

Günümüzde internet başta olmak üzere iletişim araçları sayesinde hiçbir şey gizli kalmamaktadır. İnsanlar, istedikleri bilgilere kolaylıkla ulaşabilmektedirler. Toplum, iletişim araçları sayesinde din adamı denilen kişilerin konuşmalarını, yaşamlarını ve yaptıklarını yakından takip etmektedir.

Toplum, din adamı olarak konuştuğunu iddia eden kişilerin konuşmalarını ve yaşamlarını,  yapay ve sığ olarak değerlendirmekte, din hakkında yapılan konuşmaların ciddiyetten, derinlikten ve nitelikten yoksun oluşuna tepki duymaktadır. Toplum, din adamları denilen kişiler tarafından dini şarlatanlığın yapılmasını kabul etmemektedir.

Dinin ciddi konu olduğunu düşünen geniş toplum kesimleri, ciddiyetsiz ve niteliksiz bir şekilde dini konularda söz söyleyenlere ve davranışlarda bulunanlara güven duymamaktadır.

Allah, hiç kimseyi din adamı olarak tayin etmemiştir. İslam’da din adamları olarak niteleyebileceğimiz özel bir sınıf veya kurum yoktur. İnsan, arada hiçbir aracı olmadan kendisine şah damarından daha yakın Allah’a karşı kulluk görevini yerini getirebilir.

Allah, insanı aklını kullanmaya ve ahlaklı bir hayat sürmeye davet etmektedir. Aklı kullanmak ve ahlaklı yaşamak için, din adına insan üzerinde vesayet kuracak din adamları sınıfına ve kurumuna ihtiyaç yoktur.

Allah’ın tayin etmemesine rağmen Allah adına söz söyleme yetkisini ve otoritesini kendilerinde bulan ve kendilerine din adamları diyen kişilere güven duyulmaması, aslında sağlıklı bir gelişmedir. Allah adına konuştuğunu söyleyen herkes yalan söylemektedir, çünkü Allah, kendisi adına din adamları adı altında bir sınıfın konuşmasına izin vermemektedir.

Başka bir ifade ile Allah, din adamlarına güvenmemektedir. Allah’ın güvenmediği ve görevlendirmediği din adamları denilen kişilere, insanlar da güvenmemeyi öğrenmelidir. Allah adına konuştuğunu söyleyen herkesin söz, düşünce ve davranışlarının sorgulanması gerekmektedir.

Toplumun din adamlarına güven duymaması, ülkemizin dindar olmayan din adamları sorunuyla karşı karşıya olduğunu göstermektedir. Dindar olmayan din adamları, nitelikli bir teoloji eğitimi almayan, din adı altında oluşturulan sosyal yapıları kullanarak toplumda kendilerine değişik nüfuz alanları oluşturan,  günümüzün ihtiyaçlarına uygun söz söyleme ve davranma olgunluğundan yoksun, dini ilkel  hikayeler ve hurafeler olarak sunan, ahlaksız ve hukuksuz davranışlarla yüzleşmek yerine onları kapatan ve karartan, ekonomik ve maddi kazanımlar için dini araçsallaştıran kişileri anlayabiliriz.

Dindar olmayan din adamları demek, akılsız, ahlaksız ve adaletsiz sıfatlarıyla özdeşleşen kişiler demektir. Ahlaktan, adaletten ve akıldan soyutlanmış bir din, sadece yalan ve yanılsamadan ibarettir.

Günümüzde insanlar, yalan ve yanılsamayı, din, hakikat ve kutsal olarak sunan kurumlara ve kişilere güvenmemektedir. İnsanlar, bugün yaşanılan akıl, ahlak ve adalet yoksunluğundan dolayı din adamlarına güvenmemektedir.

Akıl, adalet ve ahlak yoksunluğundan dolayı insanlar arasında güvenin ortadan kalkması, ciddi ve derin bir varoluşsal krizle karşı karşıya olduğumuz anlamına gelmektedir.

Prof.Dr. Bilal Sambur
Akademisyen
Şarkul Awsat

Yorumunuzu yazın

Daha yeni Daha eski


Sponsor