DiniErk




İlahiyatçı Nihat Hatipoğlu, insanları mürşitlere yönlendirmek yerine İslam'a yönlendirilmesinin daha doğru olacağını belirtti.


Gaziantep İslam Bilim ve Teknoloji Üniversitesi Rektörü, ilahiyatçı yazar Nihat Hatipoğlu, Sabah gazetesinde yer alan yazısında bugünkü cemaatlerin kişisel menfaat içerisinde faailyet gösterek insanları ve dini böldüklerini dile getirdiği yazısında "Tasavvufi hareketler şeyhlerini, mürşidlerini yüceltmek ve öne çıkartmak için gayret ediyorlarsa ilk dönem tasavvuf büyüklerinden hiçbir şey anlamamışlar demektir. Müridler; mürşitlerine Yüce Allah'a ve O'nun Resulüne verilen sıfatları veriyorlarsa şirke ve hurafeye saplanmışlar demektir." dedi.
İşte Hatipoğlu'nun Sabah gazetesindeki yazısı
"İslam aleminde; insanları dine çağıran, hayırlı işler yapan, dini bir birlik şuuru içinde yaşamaya çağıran sivil kuruluşlar ve cemaatler var. Dün de vardı, bugün de var, yarın da olacak. Bu eşyanın tabiatının bir gereğidir. Asrı saadetten bu yana insanlar bir araya geldiler. Dini yaşama davet ettiler. Sohbet ettiler. Hayırlı işler yaptılar. İstismar etmediler. Kötü niyetli davranmadılar. Kendi varlıklarına aykırı olan diğerlerine hayat hakkını çok görmediler. Herkesi kendilerine çağırmadılar. 'En doğru benim' demediler. Kimsenin kuyusunu kazmadılar. İnsanların cebine, malına, mülküne göz dikmediler. Kısacası, yaptıklarını Allah için yaptılar.
İslam aleminde tasavvufi hareketlerde önemli yer tuttular. Bugün de öyle, yarın da olmaya devam edecekler. Tasavvufi hareketler şeyhlerini, mürşidlerini yüceltmek ve öne çıkartmak için gayret ediyorlarsa ilk dönem tasavvuf büyüklerinden hiçbir şey anlamamışlar demektir. Müridler; mürşitlerine Yüce Allah'a ve O'nun Resulüne verilen sıfatları veriyorlarsa şirke ve hurafeye saplanmışlar demektir.
Maalesef bugünkü mezhep, meşrep, cemaat ve oluşumlar sadece ve sadece kendilerini hak ve hukuk sahibi sayıyorlar. Başkasına hareket alanı bırakmıyorlar. En azından çoğu böyle. Böyle olunca da samimiyet, ihlas ve takva kalmıyor. Allah bırakmaz zira.
Tasavvuf, insanları Kuran ve sünnet şuuru içinde Yüce Allah'ın dinini yaşamaya çağırmalıdır. Cemaatlerde, tasavvufi hareketler de, alimler de bunu yapmalılar. İnsanları kendilerine değil Allah'a çağırmalılar.
Din, halisane bir şekilde Allah için yaşanır. "Dini Allah için halis kılın" (Mümin, 14) ayeti, bu niyetin dışındaki hiçbir faaliyetin Allah'ın huzurunda kabul görmeyeceğini belirtiyor.
İnsanlara; gerek cemaat gerek tasavvuf ve gerekse sivil oluşumlardaki önde gelen kişilerine olağanüstü sıfatlar yakıştırmak hem o oluşumlara ve hem de dine ciddi zarar verir.
Allah'ın dini hiç kimseye mahkum değil, muhtaç değil. Dinin üzerinde müheymin -otorite- olan hiçbir kişi, kurum, kuruluş, oluşum, cemaat, grup vs. yoktur. Dinin otoritesi elbette sahibi olan Yüce Allah'tır ve O'nun Resulüdür. Allah'a ve Resulüne çağırmayan her dava, her cemaat, her grup batıla saplanmaya mahkumdur.
Dünya Müslümanlarının ortak problemi; Hz. Muhammed (s.a.v.)'in liderliğine, ahlakına, otoritesine çağırmak yerine kendi üstad, lider, mürşid ve büyüklerine çağrıda bulunmalarıdır. Aradan bu aracıları kaldırmamalarıdır. Dini cemaat, grup ve oluşumlarının önündeki en büyük handikaptır bu.
Eski dinlerdeki ruhbanlar, din adamları Allah'ın ve peygamberlerinin sıfatlarıyla kendilerine paye verdikleri için felaket kapılarını çaldı. Sadece ve sadece Allah'ın dinine çağıran ve insanları şer, fitne, şeytan ve nefsin tuzağına düşmemek için irşat eden cemaat ve tasavvufi hareketler elbette faydalıdır. Her dönemde, her mekanda her kültürde vardırlar ve var olmalılar. Zira bunları ortadan kaldırdığınızda bu boşluğa şer olan, dine düşman ve mesafeli olan insanlara alan oluşturmuş olursunuz. Bunun zararını da zaten biliyoruz.
Bu noktada önemli olan hem kişi bazında ve hem de cemaat bazında herkesin kendini muhasebe etmesi ve kendi üstadını, liderini, şeyhini, mürşidini öne çıkaracağına Allah'ın dinini ve peygamberini öne çıkarmasıdır. Din Allah'ındır. Allah'a çağırılmalıdır."

Yazının tamamı için tıklayınız

Yorumunuzu yazın

Daha yeni Daha eski

Sponsor

Sponsor