DiniErk





İslam dininde beş vakit farz namazın toplu halde kılınması, Hz. Peygamber aleyhisselam tarafından önemle üzerinde durulmuş bir ibadet şeklidir.

İslâm dininde cemaat halinde ibadet teşvik edilmiş, hatta bazı ibadetler için cemaat şart koşulmuştur. Her gün kılınan beş vakit namaz, haftada bir kılınan cuma namazı, bayram namazları cemaatle eda edilen belli başlı ibadetlerdir.
Namazları cemaatle kılmak Hanbelîler’e göre farz-ı ayın, Şâfiîler’e göre farz-ı kifâyedir. Hanefî ve Mâlikî fakihlerinin bir kısmı ilgili hadislerden başka, “Rükû edenlerle birlikte siz de rükû ediniz” (el-Bakara 2/43) meâlindeki âyete dayanarak cemaatin vâcip olduğunu söylemiştir.
Cemaate önem veren dinimiz bazı durumlarda, buna esneklik tanımıştır. Hatta cemaate gelmeyen kimseler peygamber aleyhisselam tarafından kınanmamıştır. Hatta bazı hallerinde gelmemesi için uyarılmıştır.
Hz. Peygamber, bir hüda sünneti olan cemaat ile namaza iştirak etmemenin ancak mazeret sebebi ile mümkün olduğunu belirttiğinden, fıkıh kitaplarında cemaate katılamamaya dair çeşitli özürleri sıralanmıştır. 
Bu özürlerin bir kısmı Hz. Peygamber'in sünnetinden aktarılmış, diğer bir kısmı da aktarılan bu durumlara kıyas ile ortaya konulmuştur.
Mesela, Hastalık için ölçü getirilirken başkalarına verilecek rahatsızlık ve hastalığın yayılma riski de dikkate alınmıştır. Meselâ nezle, grip gibi hastalıklara yakalanmış kişilerin bu halde cemaate katılmaları mekruhtur. Bu şekilde hasta olan kişilerin camiye, mescide gelmeleri, hastalık mikrobunun bulaşması riskini taşıması sebebiyle hem sağlık açısından sakıncalıdır, hem de bu şekilde hasta olan kişiler sürekli olarak öksürmek, burnu akmak, burnunu silmek gibi davranışlar göstereceğinden cemaate katılan öteki kişilerin namazda olması gereken kalp huzurunu ve sükûnunu bozarlar.
Mazeretleri sebebiyle, cemaatin ciddi derecede huzurunu bozacak durumların önüne geçmek amacıyla cemaate katılmayanlara yine de Cenabı Allah uhrevi mükafat vermektedir.

Cemaat İle Namaz Sorumluluğunu Kaldıran Durumlar
a. Doğal olaylar: 
Şiddetli yağmur, kar, dolu, aşırı sıcak, soğuk, aşırı karanlık .. Elbisenin ıslanması, yürümenin güçleşmesi gibi..Yer sarsıntısı, deprem gibi afet durumları vs. Geceleyin şiddetli fırtına olması da cemaatin terkini mubah kılan genel bir özürdür. Şiddetli sıcak ve soğuk durumunda da cemaati terk etmek mübahtır. Çünkü bu ikisindeki zorluk yağmurdaki zorluk gibidir.
Ebu Davud, Nesai ve İbn Mace; İbn Ebi Melih aracılığıyla onun babasından şunu rivayet etmişlerdir: Hudeybiye antlaşması zamanında Nebi (s.a.v.) ile birlikteydik. Üzerimize öyle bir yağmur yağdı ki ayaklarımızın altı kurumadı. Bunun üzerine Nebi (s.a.v.)'in münadısi şöyle duyuru yaptı: Olduğunuz yerlerde namaz kılın! (Ebu Davud, salat, 1062)
Rafii "hastalık" ile ilgili bölümde yağmurla birlikte dışarı çıkmakta bir zorluğun bulunmasını da şart koşmuştur. Buna göre hafif yağmur yağması halinde veya şiddetli bile yağsa kişinin altında yürüyebileceği bir siper / örtü / sığınak bulunması halinde özür söz konusu olmaz. Yağmur çarşıların tavanlarından aksa bu, hem Cuma hem de cemaate gitmeme konusunda bir özür kabul edilir; çünkü -el-Kifaye' de Kadı Hüseyin'den nakledildiğine göre- bu sular genellikle necis olur. Kişi yeni evlenip zifafa girdiğinde gece namazlarına cemaate gitmeyebilir. Bunlarla birlikte cemaati beklemesi halinde uykunun bastırıp uyuyabileceğini hisseden kişi de cemaate gitmeyebilir. Kaybettiği bir şeyi bulmayı ümit eden kimsenin onu araştırması, Kendisinin veya başkasının gasp edilen malını geri almak için uğraşan kişi, cemaate gitmeyebilir.
b. Sağlıkla ilgili durumlar: 
Bunlar; felç, topallık, hastalık, körlük, uyku, uyuklama, aşırı yaşlılık gibi geçici veya kalıcı sağlık sorunlarıdır. Bunlar ya yürümeye veya namazı düzgün bir şekilde kılmaya engel olacak kadar şiddetli olursa mazeret kabul edilir. Buna göre hafif baş ve diş ağrısı gibi durumlar özür olmaz. Bakıma muhtaç bir hastaya bakmak da mazeret sayılır. Kendini idare ederneyecek kadar küçük çocuk ve yaşlıların bakımının da bu şekilde değerlendirilmesi gerekir. Kişinin; karısı, kölesi, arkadaşı, karısının ailesinden olan hısımları gibi bir yakını ölüm döşeğinde olsa, bu şahısların başında bulunup ilgilenen birileri olsa bile kişi cemaate gitmeyebilir. Bakacak kimsesi olmayan bir hastanın başında olan kimse cemaate gitmeme konusunda mazurdur. Bu, hastanın zayi olmaması içindir. Hasta olan kişi kendisinin yakını olsun yahut da olmasın, kişi onun bakımını terk ettiğinde hastanın ölme tehlikesi söz konusu ise cemaate gitmez. Daha doğru görüşe göre ölüm dışında açık bir zarara uğrama tehlikesi de böyledir. Şayet kişinin yakını vb. durumda olan hasta onunla ünsiyet kuruyor [arkadaşlık edip teselli buluyor] ise o kişi cemaate gitmeyebilir.
c. Zarardan korunmak:
Cana veya mala gelecek zarar ihtimali özür kabul edilmiştir. Kişinin yakınlarının can
güvenliği de özür sayılır. Evinden çıkması halinde borcu sebebiyle hapsedilme korkusu ve kısas, diyet gibi cezalardan affedilme ümidi olanlarda mazur kabul edilir.
d.Herkese veya toplum için yeterli olacak sayıda kimseye farz olan ilmî araştırma ve eğitim öğretimle meşguliyet de cemaate katılmamak için mazeret kabul edilmiştir. Fakat bilimsel çalışma yapan kişilerin, cemaati büsbütün terketmemesi ve mümkün oldukça cemaate katılması uygun olur.
e. Huzur bozucu durumlar: 
Diğer mazeretiere göre daha hafif olan bu durumlar cemaatle namaz kılarken ya kişinin kendisini veya katıldığı cemaati rahatsız etmektedir.
Abdest bozma ihtiyacı, açlık veya canının çektiği yemeğin hazır olması, beden veya giyside namaza engel olan necaset benzeri haller mazeret kabul edilmiştir.
Abdestin sıkışık olması durumunda bir kimsenin cemaate katılması uygun değildir. Bu durum namazın huşû ve huzur içinde yapılmasına engel olduğu için esasen bu durumda iken tek başına namaz kılmak da mekruhtur. İnsanı, kalp huzurundan ve huşûdan alıkoyacak başka durumlar da aynı hükümdedir.
Yolculuk hazırlığı yapmakta olma, karnın aç olup arzu edilen bir yemeğin hazır olması gibi durumlarda da, gerekli iç huzurunun sağlanması ihtimali zayıfladığından cemaate gidilmeyebilir.
Cemaati rahatsız eden durumlara da çiğ olan soğan, turp, sarımsak, pırasa gibi kötü kokulu yiyecekleri yenilmesi örnek olarak gösterilmiş, bunları yiyenlerin cemaate katılması rnekruh kabul edilmiştir. Buna göre; namazdan önce tütün mamulleri kullanıp rahatsız edici kokular yayanların, nezle, grip veya bulaşıcı hastalık taşıyanların, kötü kokulu kıyafet ve çoraplarla cemaate gelmek de mekruhtur.
Nitekim Hz. Peygamber, "Soğan veya sarımsak yiyen kimse evinde otursun, bizden ve mescidimizden uzak dursun" (Buhârî, “Ezân”, 160; Müslim, “Mesâcid”, 73) diyerek soğan ve sarımsak gibi ağzı kokutan ve başkalarını rahatsız eden şeyler yiyen kimselerin mescide gelmelerini yasaklamıştır. Bu yasak sadece soğan ve sarımsakla sınırlı olmayıp, cemaate rahatsızlık verecek her şeyi içine almaktadır.
Genel olarak yukarıdaki özürler sebebiyle cemaate katılamayanlar, cemaat faziletini elde ederler; ancak soğan ve sarımsak gibi yiyecekleri yediği için cemaate katılamayanların bu fazileti elde edemeyecekleri de söylenmiştir.
Yukarıdaki özürlere ek olarak eşin huysuzluğu, yolculuk hazırlığı, uygun kıyafet bulunamaması gibi bazı özel durumlardan da bahsedilmiştir.
Ana hatları ile değinilen bu durumların mazeret olarak takdiri izafidir. Yani kişinin yaşına ve sağlık durumuna, gidilecek mescidin uzak veya yakın oluşuna, yaşanılan bölgenin iklim koşullarına göre değişebilir. Normal bünyeli bir kişi için katlanılabilir olan bir durum aşırı kilolu veya zayıf diğer bir kişi için çekilmez olabilir.

Derleme : dinierkhaber
Kaynak : İsamveri , islamveihsan vs

Yorumunuzu yazın

Daha yeni Daha eski

Sponsor

Sponsor