DiniErk





Tabut, Arapça'da "Tevb" mastarından türemiş bir kelimedir. Tevbe kelimesinden de anlaşıldığı üzere, "Dönmek, dönüş yapmak" anlamlarına gelir.

Tarihte ilk tabutun Hz. Musa'nın annesi tarafından yapıldığı iddia edilir. Firavun, yeni doğan çocukları kılıçtan geçirdiğinde Hz. Musa'nın annesi, ilahî ilhamla küçük bir sandık yapmış ve oğlu Musa'yı bunun içine koyarak Nil Nehri'ne bırakmıştı. Belki de bu sandık ve içindeki bebek, dönüp dolaşıp annesini bulduğu için ona "tabut" denmiştir. Nitekim Kurân'da bahsi geçen tabut da bu sandıktır.

Başka bir tabirle, doğduğunda beşiğe (sandığa) konulan bebek, öldüğünde de sandıkla ilk çıkış yeri olan toprağa (topraktan geldik, toprağa döneceğiz) götürüldüğü (döndüğü) için Araplar bu tahta kutuya "tabut" ismini vermişlerdir.

İslam tarihinde tabutun "sandık" anlamında değil de "cenaze taşınan tahta kutu" anlamında ilk kez nerede kullanıldığı meselesine gelince; onu da aşağıdaki sohbet metnini okuyarak öğreneceksiniz:

SOHBET

(Üstat Hüseyin Parsa'nın Sohbetlerinden Uyarlanmıştır)

Umeys kızı Esma, Hz. Fatıma'nın evinde hizmetkâr olarak çalışıyordu. Peygamberimizin vefatından sonra Hz. Fatıma'nın son günlerini anlatırken şöyle demişti:

-Peygamberin vefatı ile Hz. Fatıma'nın şehadeti arasında 95 gün vardı. Bu 95 gün içerisinde Hz. Fatıma'nın bir gün dahi güldüğünü görmedim. Hep ağlıyordu. Bir gün yine ağlarken yanına gittim.

-"Ey Fatıma! Ne kadar da ağlıyorsun? Şimdiye kadar ağladıkların yetmez mi?" dedim.

-"Sadece bir şeye ağlamıyorum ki..." dedi; babamın musibetine ağlıyorum, kocama yapılan zulme ağlıyorum, onun mazlumiyetine ağlıyorum, kendi dertlerime ağlıyorum... Ama bir derdim daha var ki, onu düşündükçe daha çok ağlayasım geliyor!

-Ey Fatıma! Baban için seni teselli edemem. Kocana yapılan zulmü gidermek de elimden gelmez. Ama eğer derdini söylersen belki senin için bir şey yapabilirim, dedim.

Hz. Fatıma, dert yanarak cevap verdi:

-Ey Esma, vefat ettiğimde Ali beni mezara götürürken bedenimin hacmini namahremlerin görmesini istemiyorum. Beni en çok düşündüren de bu!..

Esma der ki: Hz. Fatıma bunları söyleyince "Üzülme ey Fatıma! Bunun bir çaresi var: Ben Habeşistan'da bir cariyeyken orada ölüleri tabut içinde mezarlığa götürdüklerini görmüştüm. Tahta parçalarından bir kutu yapar, ölülerini onun içine koyarlardı. Biz de senin için öyle yapabiliriz!" dedim.

Bunun üzerine Hz. Fatıma, bizden tahta tedarik etmemizi istedi. Birkaç tahta parçası getirip Ali'ye verdik. Ali onlarla tabut yaparken Hasan ile Hüseyin de bir köşede oturmuş, babalarını izliyorlardı. Bu tabutun anneleri için yapıldığını biliyorlardı ve bu yüzden ağlıyorlardı. Ali gözyaşları arasında tabutu tamamlayınca ilk kez o gün Fatıma'nın gülümsediğini gördüm.

-Ne kadar güzel bir tabut, beni bunun içinde hiçbir namahrem göremez, deyip rahat bir nefes aldı.

* * *
Bu, cenazesinin dahi namahrem tarafından görülmesini istemeyen Hz. Fatıma'nın son günlerinin öyküsüdür. Sizce Hz. Fatıma, onca musibetin ardından bu anlamlı tebessümüyle Ehlibeyt takipçisi kadınlara ne gibi bir mesaj vermiş olabilir?

Yorumunuzu yazın

Daha yeni Daha eski

Sponsor



Sponsor