DiniErk





İnternet Bankacılığından Altın Alım Satımı Caiz Değildir



Finans kurumlarındaki veya bankalardaki altın hesabı üzerinden para kazanmak helal mi? Sanal ortamda alışveriş yapılması bunu haram mı yapar? 

Cevap: Altın ve gümüşün alım ve satımının peşin ve malların teslimi şarttır. Bankalardaki altın hesabında sanal olarak altın gözükmekte hakiki anlamda ise altın bulunmamakta ve teslim şartı yerine getirilmediği için caiz değildir. Uzmanlardan edinilen bilgiye göre bankaların B tipi yatırım fonlarının portföyünde tahvil ve bono gibi faize dayalı işlemler bulunmaktadır. Bu nedenle fonlarındaki para ve altınları dinen meşru olmayan işlerde, örneğin repo, bono ve tahvil gibi faizli işlemlerde değerlendiren bir kuruluşta B tip yatırım fonlarında altın hesabı açmak caiz değildir. Elindeki para ve altınları dinen meşru olan alanlarda değerlendiren bir kuruluşta veya hesaptaki altını herhangi bir alanda değerlendirmeyip sadece hesapta tutarak (altın depo hesabı gibi), altının kendi kendine değerlenmesini sağlayan bir kuruluşta altın hesabı açmanın caiz olması ise, hesaptaki altınların, istenildiğinde fiziki altın olarak teslim alınabilme imkânının bulunmasına bağlıdır. Bankanın herhangi bir şubesi, istenildiğinde bu altınları fiziki olarak teslim edebiliyorsa, bu tür atın hesaplarına para yatırmakta ve günlük alım-satım yapmakta dinen bir sakınca yoktur. / Diyanet Soralım )



“Altın hesabı” diye tabir edilen mesele kısaca şöyle uygulanmaktadır: Bankanın kasasında belli bir miktar altın bulunur. Bu kasa ister merkezi olsun ister şubede olsun fark etmez.
Banka, kişiye yatırdığı paraya denk düşen miktardaki altını ya hemen teslim eder yahut onun adına açılan hesaba kaydeder. Kişi istediği zaman gidip bizzat altını ya da mukabili “TL”yi veya başka para birimine bozdurarak alır.
Fıkıh kitaplarımızda alış-veriş konusu, muhtelif açılardan ele alınarak farklı kısımlar ortaya konulmuştur. Bu kısımlardan biri de para, altın veya gümüşten herhangi birini diğeriyle takas etme anlamına gelen “sarf” akdidir. Başta sünnet olmak üzere tüm kaynaklarımızda sarf akdi diğer alış-veriş akitlerinden farklı tutulmuştur. Buna binaen sarf akdinde, diğer akitler için gerekli görülmeyen bazı şartlardan bahsedilmiştir. Zira Kur’an-ı kerimin açık nassıyla haram kılınan faiz, insanlar arasında en çok, sarf akdiyle vaki olmuş ve olmaktadır.
Sarf akdinin en temel prensiplerinden biri de nebevi mesajın “yeden-bi-yed” şeklinde ifade ettiği tekabuz şartıdır.
Karşılıklı ivaz içeren alış-veriş akitlerinde akde konu iki şey vardır. Birincisi; bayi tarafından satılmak müşteri tarafından satın alınmak istenen nesne ki buna fıkıh diliyle “mebi” diyoruz. İkincisi; bu mebiin mukabilinde verilecek olan şey ki; para, altın, gümüş veya yerine göre sair mislî mallardır. Buna da fıkıh ifadesiyle “semen” diyoruz.
El-Merğinânî, el-Hidâye isimli eserinde ifade ettiği üzere tüm alış veriş türlerinde mebiin (satılan nesnenin) tayin edilmiş/belirlenmiş olması yeterli görülmüş, akdin sıhhati için ayrıca kabz/teslim alma şartı aranmamıştır. Mebiin tayini yani belirlenmesi, -sarf akdinin dışında- işaret etmekle olabileceği gibi vasıflarını beyan etmekle de gerçekleşir. Mebii kabzetmek, satışa mahal olan nesnede, tasarruf edebilmek için şart koşulmuştur. Mebîde gerçekleşmesi gereken kabz; hakiki olabileceği gibi hükmî de olabilir. Hükmi kabz; mebii kabzetmeye mani tüm engellerin bertaraf edilmesidir. Fıkıh diliyle buna tahliye denir.
Sarf akdinde ise, akde konu olan şey; bir itibarla mebi, diğer bir itibarla semendir. Mebide tayin, akdin sıhhati için şart olduğundan bu akitte de tayin gerekli görülmüştür. Şu kadar var ki; burada yani sarf akdinde bir yönüyle mebi olarak değerlendirilen şey işaret etmekle veya vasıflarını beyan etmekle tayin edilmiş olamayacağından tekabuz şart koşulmuştur. Aynı zamanda bunun hükmî değil hakiki kabz olması da ayrı bir şarttır. Bundan dolayı tarafların birbirlerinden bedenen ayrılmadan tekabuz işlemini gerçekleştirmeleri sarf akdinin sıhhati için şart koşulmuştur.



Para Transferi Hakikî Kabz Olarak Değerlendirilebilir mi?
Buraya kadar olan bölümde âlimlerimiz arasında ihtilaf olmadığı gibi muasır ilim adamları arasında da ihtilaf söz konusu değildir. İhtilaf edilen mesele ise kaynakların sarf bahislerinde mezkûr olan kabzın bir diğer ifadeyle hakik-i kabzın günümüz şartlarında farklı olup olamayacağıdır. Yani banka hesabına paranın transfer edilmesi hakiki kabz olarak değerlendirilebilir mi, değerlendirilemez mi?
Öncelikle şunu ifade etmek isteriz ki, konumuz klasik fıkıh kaynaklarımızda beyan edilmiş olmadığından, ilim adamları meselenin hükmünü elde edebilmek için farklı bakışlar neticesinde farklı sonuçlara varmışlardır. Şurası muhakkak ki bu mesele günümüz ihtiyaçlarının doğurduğu yeni bir meseledir.
Bu yüzden muasır âlimler bu hususta kaynaklara dayanmaktan öte, kaynakları yorumlamayarak hüküm elde etmeye çalışmışlardır. Kaynakların yorumlanması neticesinde farklı görüşlerin ortaya çıkması ise son derece doğaldır.
Banka hesabına paranın transferini kabz olarak değerlendirenlerin gerekçelerinden biri şudur: Kabz, kişiye kabzettiği şeyde tasarruf yetkisi vermektedir. Buna binaen müşteri banka hesabında bulunan parasını dilediği zaman çekebilmekte ya da transfer edebilmektedir. Şu halde hesaba kayıt, kişiye tasarruf yetkisi sağladığına göre kabz kabul edilmelidir.
Biz, kabzın kişiye tasarruf yetkisi verdiğini kabul ediyoruz. Ancak kişinin tasarrufa yetkili olmasının, kabz anlamına geleceğini kabul etmiyoruz. Zira ehlince de malum olduğu üzere sarf babının dışında semende kable’l-kabz (kabızdan önce) tasarruf caizdir. Hâlbuki bu tasarruf yetkisi, kişi için semeni kabzetmek olarak kabul edilmemiştir. Bunu temellendirme adına başta hadîs-i şerifler olmak üzere fıkıh kaynaklarımız da buna şahadet etmektedirler.
Netice olarak sarf akdinde aranan önemli şart, hem verilen hem de alınanın peşin yani fiziki olarak elden ele olmasıdır. Hâlbuki internet ortamı sanal bir ortamdır, taraflar arasında fiziki bir ortam söz konusu değildir. Buna göre; bu tür takasların internet ortamında gerçekleştirilmesi caiz olmaz.



Hangi Şartlarda Caiz Olabilir?
Ancak bizden istenilen, aykırı fikir sahiplerinin görüşlerine reddiye yapmaktan öte toplumda ihtiyaç halini almış olan bu meselenin kanaatimizce sahih bir mahmile oturtulmasıdır.
Buna göre altın hesabını iki ayrı şekilde ele alıp incelemek durumundayız:
1-Yüklü olmayan altın alımlarında müşteri altını bizatihi eline almalıdır. Daha sonradan yapmak istediği meşru tasarrufu yapar.
2-Müşterinin bulunmuş olduğu mecliste bizatihi altını kabzetmesinin mümkün olamayacağı derecede ki yüklü alımlarda ise vekâlet işlemi devreye sokulmalıdır. Ancak bu öyle bir şekilde yapılmalıdır ki müvekkil vereceği vekâletten haberdar olmalıdır. Söz gelimi; yüklü miktarda altın alacak kişi, kendisini akitte mübaşir zannederek sözleşme kâğıdını imzalayan değil, imzaladığı kâğıtla adına altını satın alacak olan kişiye vekâlet verdiğinin bilincinde olan kişi olmalıdır. Dolayısıyla kendisine vekâlet verilen vekil, altını satın almadan önce iletişim vasıtalarından herhangi biriyle mutlaka haberdar edilmelidir.
Akdin gerçekleşmesi için altının teslim ve tesellümünün yapıldığı yerde biri satıcı, diğeri alıcı olmak üzere mutlaka en az iki kişi olmalıdır. Bu yüzden finans kurumunun altın borsasında satış elamanının dışında müşteri adına altını alıp belli yerlere yatıracak bir vekili akit meclisinde bulundurması gerekmektedir.
Finans kurumuna altın almak için gelen müşteri, haberleşme vasıtalarından biriyle bu iş için özel bölümlerde bulunan altın borsasındaki yani fiziki altınların bulunduğu mahaldeki kişiye şu şekilde vekâlet verecek: Birazdan havale yoluyla göndereceğim meblağ ile benim adıma şu kadar altını alıp kabzedersin. Ve alacağın altını şu numaralı hesaba yatırırsın. Bunun akabinde bulunduğu şubeden, kurum tarafından satışa yetkili olan kişiye parayı havale eder. Müşterinin vekili olan kişi, alacaklı olduğu meblağ ile kendisinden istenilen altını satın alır ve kabzeder. Bu şekilde finans kurumunun vekili ile müşterinin vekili fiziki altınların bulunmuş olduğu mahalde alış veriş işlemini icra etmiş olurlar.
Finans kurumu anlattığımız şekilde alış verişlerini icra edecek olurlarsa bu işlem yani kurumdan altın alma işlemi caiz olur. Aksi takdirde bu vekâlet işlemi devreye sokulmazsa caiz değildir.
Saydığımız şartları bulundurmasıyla beraber caiz görülen bu işlem, kurumun diğer işlemlerinin de caiz olduğu anlamına gelmemektedir. Diğer işlemlerin her biri müstakil birer mesele olduklarından ayrıca ele alınmalıdırlar. Biz,  istenilen tek bir mesele ile ilgili işlemin caiz olabileceği bir yolu göstermiş olduk.
Allah tüm meselelerde rızasına muvaffakiyeti gözeten kullarından eylesin!
İsmailağa Fıkıh Kurulu

******
Sanal âlemden altın alınıp satılması doğru değildir. Çünkü altın ve gümüşün satılıp alınmasında şöyle bir şart vardır: Altın ve gümüş, alınıp satılırken malın alınması ve ücretin teslim edilmesi aynı mecliste gerçekleşmelidir. Taksitle ya da biraz sonra ödemek üzere yapılan alışveriş caiz değildir. Bu hüküm, bütün ticari alanlar için değildir. Özellikle kuyumcuları ilgilendiren bir hüküm olarak bilinmelidir. İnternet üzerinden yapılan altın alışverişinde sizin parayı ödemeniz kredi kartı ile olacaktır. O da anında karşı tarafa geçirilirken sizden çıkış yapılmayacaktır. Yani siz taksitle alır gibi alacaksınız. Onların da size verdikleri altını sizin adınıza teslim alacak birine vermeleri diye bir şey yoktur. Bütün bunlar, şu veya bu şekilde giderilebilir gibi görülse de kâğıt üzerinden ya da tuşlarla yapılan alışverişler fıkıh açısından risktir. Altının kendisi olmadan gramı üzerinden yapılan satışı da aynen böyledir. Beş gram altını sizin adınıza alıp kasaya koyuyorlarsa böyle bir satış olabilir. Tavsiyemiz, içinde şüphe bulunan alışverişlerden uzak durulmasıdır. Allah’a emanet olun.
Fetva Meclisi - Nureddin Yıldız )

Ayrıca Sarf üzerine İslam ansiklopedisinde ilgili yazıya bakabilirsiniz

Yorumunuzu yazın

Daha yeni Daha eski

Sponsor



Sponsor