DiniErk



DiniErk




KUL HAKKI

وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْإِنسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ

Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım. (Zariyat, 51/56).

Kul, İnsan köle, abd. Allah'a tam bir teslimiyetle boyun eğen, emir ve yasaklarına titizlikle uyan, isyandan kaçınan insanı belirtir. Kulluk insanın varoluş nedenidir. Çünkü Allah insanları ve cinleri kendisine kulluk etmeleri için yaratmıştır Allah'a kulluğun seçilmesi, onun dışındaki tüm varlıklara karşı yapılan bir özgürlük ilanıdır. Bu nedenle kulluk insanı köleleştiren, güç ve yeteneklerini sınırlayan bir nitelik değil, onu diğer tüm varlıkların üstüne çıkaran, onlardan bağımsız kılan bir niteliktir.

Kelime olarak hak; uyum, uygunluk, doğruluk, adalet, hikmet, var olma, tahakkuk, vukû, bâtılın zıddı, gerçek, emek, ücret, pay, kısmet, kazanç, hisse... anlamlarına gelir. (Râgıb İsfahânî, el-Müfredât, “hakk”; İbn Manzûr, Lisânu’l-Arab, “hakk”)

Konumuzu ilgilendiren yönüyle Kuran’da, hadislerde ve diğer İslami kaynaklarda hak kelimesi; korunması, gözetilmesi ya da sahibine ödenmesi gerekli olan maddi ve manevi imkan pay eşya ve menfaatler; görev sorumluluk borç gibi anlamlarda da kullanılmıştır. (TDV İslam Ans. Hak Maddesi)

Kul Hakkı Ne Demektir?

Görev ve sorumluluklarımız “Allah hakkı ve kul hakkı” diye iki temel grupta ifade edilmiştir.

Allah’a kulluk görevlerimiz içerisinde yer olan bir diğer hak da kul hakkıdır.

Kul hakkı: İnsanlara karşı olan görev ve sorumluluklarımızdır. Bir başka ifade ile başkalarının bizim üzerimizdeki haklarıdır.

Kul hakkı, insanın can, mal ve namus gibi dokunulmazlıklarına yönelik tecavüz ve haksızlıkların ortaya çıkardığı hak. İnsana yönelik tecavüz ve haksızlıklar haram ya da mekruh eylemler içinde yer alır. Bu nedenle günah, dolayısıyla ceza konusudur. Kul hakkından doğan günahların ve cezaların Allah ya da devlet tarafından bağışlanması söz konusu değildir. Kul hakkı, ancak hak sahibi kulun bağışlaması ile ortadan kalkabilir.

Müfessirler,

يَا قَوْمَنَا أَجِيبُوا دَاعِيَ اللَّهِ وَآمِنُوا بِهِ يَغْفِرْ لَكُم مِّن ذُنُوبِكُمْ وَيُجِرْكُم مِّنْ عَذَابٍ أَلِيمٍ

“Ey kavmimiz! Allah’ın davetçisine uyun ve Ona inan ki (Allah) günahlarınızdan bir kısmını bağışlasın ve sizi, acı azaptan korusun” (Ahkaf 46/31) ayetini yorumlarken bağışlanacak günahların Allah hakkını ilgilendirenler olduğu, kul hakkından doğan günahların ise Allah tarafından bağışlanmayacağı sonucuna ulaşırlar.” (Şamil İ. Ans. Kul maddesi)

Kul Hakkı Helalleşmedikçe Affedilmeyecektir.

Affedilmeyecek suç ifadesi, hâtıra iki büyük günahı getirmektedir:

Biri Allah’a şirk koşmak yâni Allah’dan başka bir ilâhın varlığını kabul etmek, diğeri de kul hakkı yedikten sonra onu helâl ettirmemektir.

Kul hakkının helalleşmedikçe bağışlanmayacağı konusunda Hz. Peygamber efendimiz de şöyle buyuruyor:

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ مَنْ كَانَتْ لَهُ مَظْلَمَةٌ لِأَخِيهِ مِنْ عِرْضِهِ أَوْ شَيْءٍ فَلْيَتَحَلَّلْهُ مِنْهُ الْيَوْمَ قَبْلَ أَنْ لَا يَكُونَ دِينَارٌ وَلَا دِرْهَمٌ إِنْ كَانَ لَهُ عَمَلٌ صَالِحٌ أُخِذَ مِنْهُ بِقَدْرِ مَظْلَمَتِهِ وَإِنْ لَمْ تَكُنْ لَهُ حَسَنَاتٌ أُخِذَ مِنْ سَيِّئَاتِ صَاحِبِهِ فَحُمِلَ عَلَيْهِ

“Kimin üzerinde din kardeşinin ırzı, namusu veya başka bir şeyiyle(malıyla) ilgili bir zulüm varsa (haysiyetine koruması altındaki bir şeye haksızlık etmiş ise) ne dinar ne de dirhemin olduğu bir günden önce, onunla helalleşsin (Değilse o gün) sahil ameli varsa yaptığı haksızlık kadar ondan alınır, eğer sevapları yoksa hak sahibinin günahlarından alınıp ona yüklenilir” (Buhari, Mezalim 10;2269)

Bu hadisten de anlaşıldığı üzere kul hakkını ihlal eden kişi, değil affedilmek salih amelleri ve sevapları, zulme uğrayan, hakkı ihlal edilen kişiye verildiği gibi şayet sevap ve salih amelleri biterse bile onun günahını da haksızlık eden kişiye yüklenileceğini bildiriyor. Böylece kul hakkı yüzünden kişi iflas ediyor.

Bakınız Rasûlullah (s.a.v) müflis kişiyi nasıl açıklıyor:

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ أَتَدْرُونَ مَا الْمُفْلِسُ قَالُوا الْمُفْلِسُ فِينَا مَنْ لَا دِرْهَمَ لَهُ وَلَا مَتَاعَ فَقَالَ إِنَّ الْمُفْلِسَ مِنْ أُمَّتِي يَأْتِي يَوْمَ الْقِيَامَةِ بِصَلَاةٍ وَصِيَامٍ وَزَكَاةٍ وَيَأْتِي قَدْ شَتَمَ هَذَا وَقَذَفَ هَذَا وَأَكَلَ مَالَ هَذَا وَسَفَكَ دَمَ هَذَا وَضَرَبَ هَذَا فَيُعْطَى هَذَا مِنْ حَسَنَاتِهِ وَهَذَا مِنْ حَسَنَاتِهِ فَإِنْ فَنِيَتْ حَسَنَاتُهُ قَبْلَ أَنْ يُقْضَى مَا عَلَيْهِ أُخِذَ مِنْ خَطَايَاهُمْ فَطُرِحَتْ عَلَيْهِ ثُمَّ طُرِحَ فِي النَّارِ

“Müflis kimdir bilir misiniz? Sahabiler: “Bize göre müflis, parası ve malı olmayandır” dediler. Rasulullah şöyle buyurdu: “Ümmetimden müflis o kimsedir ki, kıyamet günü; namaz, oruç ve zekatı ile ve fakat ( bununla beraber) falana hakaret etmiş falana iftira etmiş, falancanın malını yemiş falancanın kanını dökmüş falancayı dövmüş olarak gelir. Dolayısıyla falana onun sevaplarından falancaya yine sonun sevaplarından alınıp verilir. Eğer üzerindeki borç ödenmeden önce sevapları tükenirse zulmetliği o kimselerin günahlarından alınarak ona yüklenir. Sonrada cehenneme atılır.” (Müslim, Birr, 59;4678)

Açıklamalar

İnsanlar arasında müflis, parası ve malı bulunmayan veya pek az olan kimse diye bilinirse de, Peygamber Efendimiz, hakiki müflisin bunlar olmadığını açıklamıştır. Çünkü bu durum, daha sonra zengin olmakla ortadan kalkabilir veya ölümle sona erebilir. Gerçek müflis ise hadiste bildirilendir. Böyle kimseler tamamen mahvolmuş, helâk olmuş, âhirete götürdüğü hayır ve hasenattan elinde hiç bir şeyi kalmamıştır. Bunların bütün iyilik ve sevapları, üzerlerinde hakları olanlara ve alacaklılarına ve-rileceği gibi, günahları da onların üzerlerine yüklenecek, sonra da cehenneme atılacaklardır. Gerçek zarar ve ziyan, hakiki iflâs işte budur. Böyleleri âhiret yoksulu sayılırlar.

Hz. Peygamber’in “müflis kimdir?” tarzındaki sorusu, toplum tarafından onun kelime olarak bilinen mânasını açıklamak değil, onları irşâd etmek, aydınlatmak gayesi taşımaktadır. Nitekim, Allah Resûlü’nün müflisin âhiret hayatıyla ilgili olan gerçek anlamını onlara açıklamasından bunu anlamak mümkün olmaktadır.

Kişinin namazı, orucu, zekâtı ve benzeri ibadet ve taatları onun iyilik kazanmasını ve sevap elde etmesini sağlar. Ancak, cennete girmek için bunlar yeterli olmaz. Emredilen ibadet ve taatlarla birlikte, hatta bunlardan daha önemli olarak dinin haram kıldığı, nehyettiği şeylerden sakınılması icab etmektedir. Özellikle maddî ve manevî yönü itibariyle, kulların haklarına tecavüz, amme mallarına hıyanet, Allah’ın affetmeyeceğini bildirdiği büyük günahlar arasındadır. Bu nevi günahları işleyenler, dünyada hak sahipleriyle helâlleşip tevbe etmedikleri takdirde, âhirette hak sahipleri onlardan haklarını alacak ve Allah’ın huzurunda hesaplaşacaklardır.

Başkasına sövmek, hakaret etmek, kötü söz söylemek, iftira etmek, namuslu insanların namusuna dil uzatmak, haksız yere birinin malını yemek, kanını dökmek, insanları dövmek, her nevi zulüm ve haksızlık, iyilikleri ve onlardan elde edilen sevabı ortadan kaldırır, sahibini cehenneme sürükler.

Kıyamet gününde ödenecek bir mal ve mülk yoktur. Dolayısıyla haksızlıkların karşılığı haksızlık yapanın iyi amellerinin sevaplarının alınması, üzerinde hakkı olanların günahlarının haksızlık yapanların üze-rine yükletilmesi şeklinde olacaktır. Orada hiçbir hak zayi olmayacak, kimseye en küçük bir zulüm ve haksızlık yapılmayacaktır.

Hadisten Öğrendiklerimiz

1. Kul hakları başta olmak üzere, her türlü haramdan sakınmak gerekir.

2. Kul hakları, maddî ya da manevî olabilir.

3. Kişinin ibadet ve taatleri, üzerinde bulunan kul haklarını affettirmez.

4. Kul hakları, ibadet ve taatin ve her çeşit iyiliğin sevabını ortadan kaldırabilir.

5. Gerçek müflis, ibadet ve taatı olduğu halde, üzerinde bulunan haklar sebebiyle, bu amellerin sevabı hak sahiplerine verilince, kıyamet gününde cehenneme girmeyi hak edenlerdir.

Ebû Ümâme İyâs İbni Sa’lebe el-Hârisî (r.a)den rivayet edildiğine göre Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurdu:

“Yemin ederek bir müslümanın hakkını alan kimseye, Allah cehennemi vâcip kılar, cenneti de haram eder.”

Bir adam dedi ki:

- Ya Resûlallah! Şayet o küçük ve değersiz bir şey ise?

Bunun üzerine Peygamberimiz:

“Misvak ağacından bir dal bile olsa böyledir” buyurdu.

(Müslim, Îmân 218. Ayrıca bk. Nesâî, Kudât 30; İbni Mâce, Ahkâm 8 )

Açıklamalar

Hadiste geçen yemin, yalan yere edilen yemindir. Yalan yemin ile veya helâl olmayan herhangi bir yolla, bir müslümanın hakkını almak, zulümdür. Bir müslümanın alınan hakkını sadece maddî haklardan biri olarak düşünmek doğru olmaz. Müslümana yapılan iftira, haksız yere verilen ceza, namus ve haysiyetine söz söylemek gibi şeyler de birer haktır. Hatta bunlar, maddî şeylerden daha önemli ve önceliklidir.

Hadiste “müslümanın hakkı” diye özellikle belirtilmesi, gayr-ı müslimin hakkının helâl sayıldığı gibi bir düşünceyi akla getirebilir. Oysa gay-rı müslimin hakkı da aynı şekilde haramdır. Müslümanın hakkını almanın hükmü ne ise, gayr-ı müslimin hakkını almanın hükmü de aynıdır. Bu hakkın az veya çok, küçük veya büyük olması da haksızlığın hükmünde bir değişiklik meydana getirmez.

Hadisten Öğrendiklerimiz

1. Başkalarının hakkını gasbetmek haramdır. Hakkın azı da çoğu da müsâvîdir.

2. Kul hakkının azı da çoğu da haramdır.

Özellikle kul hakkına tecavüz etmek yönünden kazanılan günahların o kimselerin haklarını ödemeden ve rızalarını almadan bağışlanmayacağı her müslümanın bilmesi gereken hususlardır.

Hz. Peygamber efendimizin başka bir hadisinde şöyle bir olay geçer:

“Rasulullah (s.a.v) ashab arasında kalkıp, onlara Allah yolunda cihad’ ın ve Allah’a iman’ın amellerin en faziletlisi olduğunu anlattı. Bir adam kalktı ve “Ya Rasulullah şayet Allah yolunda öldürülürsem benden günahlarım bağışlanır mı ne buyurursunuz?” dedi. Rasulullah (s.a.v) ona: Evet eğer sabrederek ve sevabının Allah’tan bekleyerek harbe yönelip arkanı dönmeden (kaçmadan) öldürülürsen (kul) borçlarından başka günahların bağışlanır.” “Bunu bana Cebrail söyledi buyurdu”. (Riyaz’üs Salihin Tercüme ve Şerhi 2.clt s.46 )

Her Kul Hakkı İhlali Zulümdür.

Her insan doğuştan itibaren haklara sahiptir. Yüce Rabbimiz Kitabında bu hakların korunmasını istemiştir. Bu hakları ihlal edenleri azabla uyarmıştır.

Kul hakkı ihlali zulmü doğurur. Bunun için her ne şekilde olursa olsun diğer insanların haklarına tecavüz edip onlara haksızlık yapanlar, zalimler grubuna dahil olurlar.

Kuran-ı Kerimde Yüce Allah, zalimleri şiddetle yermiş ve onlar için büyük bir azap olduğunu bildirmiştir.

إِنَّمَا السَّبِيلُ عَلَى الَّذِينَ يَظْلِمُونَ النَّاسَ وَيَبْغُونَ فِي الْأَرْضِ بِغَيْرِ الْحَقِّ أُوْلَئِكَ لَهُم عَذَابٌ أَلِيمٌ

“Ceza yolu ancak insanlara zulmedenler ve yeryüzünde haksız yere taşkınlık edenler içindir. İşte onlar için elem dolu bir azap vardır” (Şura 42/42)

وَبِئْسَ مَثْوَى الظَّالِمِينَ

“Zalimlerin varacağı yer ne kötüdür” (Al-i İman 3/151)

إِنَّ الظَّالِمِينَ فِي عَذَابٍ مُّقِيمٍ

İyi bilin ki zalimler sürekli bir azap içindedirler. (Şüra 42/45)

Peygamber efendimiz de:

عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا عَنْ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ الظُّلْمُ ظُلُمَاتٌ يَوْمَ الْقِيَامَةِ

Zulüm, kıyamet gününde zulümler olur (Allah’ın rahmetini gölgeleyen) bir takım gölgeler olur (Buhari, Mezalim 2267) buyurarak dünyada işlenen haksızlıkların ahirette katlanarak karşımıza çıkacağını, Allah’ın rehmetinden mahrum kalmaya neden olacağını bizlere bildiriyor.

Ayrıca diğer bir hadisinde ise:

“Kim yeryüzünden bir şeyi haksız olarak alırsa kıyamet günü onunla birlikte yedi kat yere gömülür”.(Buhari Mezalim) buyurarak her türlü haksızlığı yasaklayarak uyarmıştır.

Müslüman, Allah’a teslim olmuş kişidir. Allah’ın bir adı da el-Hakk’tır. Hak ayrıca gerçekliği, doğruluğu ve adaleti, başka bir deyişle her şeyi yerli yerine koymayı her şeyi yerli yerinde yapmayı da belirtir. Bunun karşısında temelsizlik ve zulüm vardır. Hakk’a teslim olan kişi O’nun gösterdiği biçimde doğruluk ve adelete yönelir, batılın ve zulmün karşısında yer alır. Bu nedenle Müslüman Hz. Peygamberin (s.a.v.) buyurduğu gibi:

عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو رضى الله عنهما عَنِ النَّبِى صلى الله عليه وسلم قَالَ « الْمُسْلِمُ مَنْ سَلِمَ الْمُسْلِمُونَ مِنْ لِسَانِهِ وَيَدِهِ

Müslüman eliyle ve diliyle diğerlerine zarar vermeyen kimsedir. (Buhari iman 4,5) Müslüman hiç kimseye hiçbir şekilde haksızlık etmeyen kişi olarak da tanımlanabilir. (Şamil İ Ans. Kul maddesi)

İbnu Ömer r.anhüma anlatıyor: "Resûlullah (s.a.v) buyurdular ki: "Müslüman müslü manın kardeşidir. Ona zulmetmez, onu tehlikede yalnız bırakmaz. Kim, kardeşinin ihtiyacını görürse Allah da onun ihtiyacını görür. Kim bir müslümanı bir sıkıntıdan kurtarırsa, Allah da o sebeple onu Kıyamet gününün sıkıntısından kurtarır. Kim bir müslümanı örterse, Allah da onu Kıyamet günü örter." (Ebu Davud, Edeb 46, (4893); Tirmizi, Hudud 3, (1426); Buhari, Mezalim 3, İkrah 7; Müslim, Birr 58, (2580).

Rezin bir rivayette şunu ilave etti: "Kim, hakkı sübut buluncaya kadar mazlumla birlikte olursa, ayakların kaydığı günde Allah onun ayağını Sırat'ta sabit kılar."

İnsanların Emniyet içerisinde birada güvenle yaşamanın garantisi, Kul hakkına riayet etmektir.

Kul Hakkı ve İnsan Hakları Arasındaki İlişki

Kul hakkı İslami bir terim olup insanın temel haklarını da içeren kaynağı ve çerçevesi itibariyle vahye ve sünnete dayanan maddi ve manevi anlamda her türlü hakkı içeren “hukukunnas” diye de adlandırabileceğimiz bir haktır.

“İnsan hakları” terimi ise batılılar tarafından Aydınlanmanın sonucu olarak dindışı referanslarla içselleştirilen, bireyi önceleyen ve de daha çok bireyi devlete karşı koruyan hakları içerir. Kaynağı itibari ile de hiçbir kutsal metne dayanmaz.

Müslümanlar “kul hakkı” konusunu dünya çapında yeteri kadar ifade edememişlerdir. Halbuki ellerinde “tarih boyunca insan hakları mücadelesini tevhid mücadelesine içkin bir biçimde sürdüren peygamberlerin yaşamları ve ilahi vahiy, Müslümanların, insan haklarına ilişkin tutarlı bir kavramsal model oluşturabilmelerine ve bunu pratize edebilmelerine yetecek kadar bol miktarda örnek ve malzemeyi barındırmaktadır. (Kuran ve insan Hakları, Mustafa Yıldız, s.30 Ekol y.)

Batılı kavramsal modele indirgenen insan hakları anlayışına yönelik çeşitli itirazlar edilmiştir. Bunlar üç noktaya indirgenebilir.

“1-Cemaati (toplumu) değil bireyi öncelemesi

2-Ödevleri değil hakları öncelemesi

3-Seküler din dışı bir nitelik arz etmesi” (A.g.e s.22)

İnsan hakları sözcülüğünü yapan batılı devletler, “kendi çıkarları söz konusu oldu mu insan haklarını politik bir manevra aracı olarak kullanmaktan kaçınmazlar”. (A.g.e s.25)

“İnsan hakları ihlallerinin insanlık tarihi kadar eski olduğu bilinmektedir. Adem (a.s.)’ın çocuklarından Kabilin Habil’i öldürmesiyle başlayan insan hakları ihlahi süreci günümüze kadar gelmiştir. Ancak insanoğlu tarihin hiçbir dönemin de bu denli yaygın ve sistematik bir hak ihlaline maruz kalmamıştır. Sadece bir yıl içerisinde 80 milyon insan açlık ve kötü beslenme yüzünden yaşamını yitiriyorsa, dünyanın 2/3’ü açık yada gizli açlık sorunuyla karşı karşıya ise, egemen devletler dünya nüfusunun on beş katını, yani 70 milyar insanı yok edebilecek silah stokuna sahipse, bu ilacın, tedavi etmekten öte hastalığı artırdığını anlamak için çok zeki olmak gerekmiyor. (a.g.e. s.18)

Müslümanlar, böyle bir dünyada kayıtsız kalamazlar. Yeryüzünde insan hakları ihlallerinine maruz kalan tüm mazlum ve mustazaflar için Kuran-ı yeniden yaşama döndürerek, insanoğlunun barış, güvenlik, adalet ve hak beklentilerini gerçekleştirmelidirler.

Kuran-ı Kerim ve sünnet insanın temel haklarını korumaya yönelik hükümler içerir. Bunlar, adam öldürmek (Maide 5/32 Bakara, 2/84, Furkan, 25/68) hırsızlık yapmak (Maide 5/38-39) zina ve fuhuş yapmak (En’am 6/151, Araf 7/28 Nisa 4/15,25) İftira (Nisa 44/114 Nur 24/4,23,24) Gıybet (Hucurat 49/12, Hümeze 104/1) İçki (Bakara 2/219 Maide 5/90-91) İkrah (Bakara 2/256 Yunus 10/99, Yusuf; 22/103) gibi insanın maddi ve manevi kişiliğine tecavüz niteliği taşıyan tüm eylemler yasaklanmıştır. Bununla beraber ayet ve hadislerden de “Allah hakkı, Peygamber hakkı, İslamın hakkı din kardeşliği hakkı, ana-baba hakkı, evlat hakkı, arkadaşlık hakkı, dostluk hakkı, müslümanın müslüman üzerindeki hakkı, akraba hakkı, komşuluk hakkı, koca hakkı, zevce hakkı, misafir hakkı, yolculuk hakkı, mal hakkı, hayvanların hakkı, v.b.” her türlü haklardan bahsedilmiş, bu haklara rivayet edilmesini yüce Allah, tüm müslümanlardan istemiştir. Ayrıca insanın kendi bedeni ve organları üzerindeki haklarından da bahsederek kendine zarar vermeyi ve de intiharı dinimiz yasaklamıştır.

Dinimiz, insan hakları ihlalini içeren yasakları sadece ahlaki olarak yasaklamakla kalmamış, bunların ihlali insanın yer yüzündeki güvenlik alanını ortadan kaldırdığı için, aynı zamanda hukuki/cezai müeyyidelerle de koruma altına almıştır. Bu nedenledir ki dinimizin insan haklarını korumaya yönelik iki tür yaptırımından söz edilebilir; birincisi, ahlaki öğütlerle, uyarılarla, uhrevi vaad ve vaidlerle insan haklarının korunmasına ilişkin ahlaki bir bilinç oluşturmaya çalıştırmaları; ikincisi ise, her şeye rağmen insanların haklarını ihlal edecek olanlara yönelik dünyevi cezai müeyyideler koymaları. Halbuki modern insan hakları öğretisi içeriği bir yana, ne hukuki bir mekanizmaya sahiptir, ne de ahlaki bir temele yaslanmaktadır. Bir temenniler metni olmaktan öte gitmiyor. Bu nedenledir ki insan hakları ihlallerinin önüne geçilememektedir. Bu bağlam da İslami bir insan hakları kuramının belki de en önemli yanı ciddi bir ahlaki temele yaslanması olacaktır. (a.g.e. s.78)

İnsan haklarının tek kaynağı ve güvencesi yüce Allah’tır. Bunun için kaynağını vahiyden almayan bir insan hakları kuramı tutarlı ve sağlam olmayacaktır.

M. Eser

Yorumunuzu yazın

Daha yeni Daha eski

Sponsor



Sponsor