DiniErk






“Engelli bireylerin varlığı insanlık tarihi kadar eskidir. Tarihi vetire içinde özürlü kavramına farklı manalar yüklenmiş ve buna paralel olarak da özürlüler toplumsal hayatta farklı muamelelere tâbi olmuşlardır.

Bir dönem, sakat insanları öldürme, ölüme terk etme yoluyla sakatlardan kurtulma çareleri aranmıştır. Bu çoğunlukla onların geçim ve korunma yönünden yük olduğu şikayetinden kaynaklanıyordu. Bazen de bu, günah korkusundan kaynaklanırdı. Tanrı onları ya kendilerinin ya da ana babalarının bir suçundan ötürü sakat yapardı. Onlara yardım etmek Tanrının hışmını kendi üstüne çekmek demekti. Bu bakımdan özürlüden-sakattan uzak durmak, onu yok etmek gerekirdi.

Batı toplumları, aydınlanma dönemine kadar özellikle zihinsel engellileri “Şeytan” veya “Cin” oldukları gerekçesiyle ya zulmetmişler veya öldürmüşlerdir. Bir dönem sakatların yok edilmediği ancak kötü işlerde kullanıldığı ve çok hor görüldüğü bilinmektedir. Forsalıkta kullanma, değirmen ve su dolaplarına hayvan yerine koşma, fuhuşta, dilencilikte kullanma bunlardan birkaç örnektir. Bazı toplumlarda ise, özürlüler cüzzamlılar gibi ayrı koloniler halinde yaşamaya zorlanmışlardır.

“Hıristiyanlık, Islamiyet gibi büyük dinler ve bilimdeki gelişmeler normallerin özürlüye karşı tutumunu değiştirmiş, onların da insan olduğu, insanca yaşama haklarının olduğu, olması gerektiği görüşünü yaygınlaştırmıştır.

Insanların davranışlarına inancın etkisinin vazgeçilmez bir realite olarak kabul edilmesi nedeniyle konuya Kur’an yaklaşımının ne olduğu son derece önemlidir. Bu nedenle de inanan veya inanmayan pek çok insan Kur’an’ın engellilere yaklaşımını öğrenmek istemektedir.

Islam dînî “Mücerret yaşam” yerine “sağlıklı yaşam” biçimini ısrarla tavsiye etmiştir. Bu nedenle “Canın korunması” dînîn beş temel prensibinden biri olarak kabul edilmiştir. Diğer taraftan hem dünya işlerinin gerçekleşmesi için hem de ibadetlerin ifası için sağlık son derece önemlidir. Bu nedenle sağlık, iman nimetinden sonra en kıymetli varlık addedilmiştir.

Bu denli önemi haiz olan bir öğenin tamamından veya bir kısmından mahrum olan engelli insanların Kur’an’a konu olup olmadığı, bu insanlara Kur’an tarafından verilen psiko-sosyal destek, kısaca Kur’an’ın engellilere yaklaşımı, engele -maruz olan- olmayan tüm insanlar tarafından bilinmesi ve anlaşılması gereken çok önemli bir konudur. Zira, insanların dünya ve ahiret saadetini gaye edinen Kur’an, engelli-engelsiz ayırımı yapmadan tüm insanları muhatap almakta ve onların halde salâhını, âtide felahını amaçlamaktadır.

Engelliler alt başlığı adı altında anılan görme engelliler Kur’an literatüründe âma, işitme engelliler sûm, konuşma engelliler bukm, ortopedik engelliler içinde anılan topal kimseler ağrec, zihinsel engelli kimseler ise sefih ve mecnun kelimesiyle yer almıştır.

Kur’an da bedensel manada görme engellilerden söz eden ayetler ya bu engele maruz kalan kimselerin dînî ve sosyal yaşamlarında ruhsat ve kolaylık beyanı, veya durum tespiti ya da Peygamber Mucizelerinin anlatımı bağlamında yer almaktadır.

Kur’an görme engelli kimselerin yaşamlarında kolaylığı esas alarak, yükümlülüklerini engelleri oranında  azaltmış lakin kulluk yükümlülüğünden azad etmemiştir.

Manevi manada görme engelliden söz eden ayetler de ise Kur’an-ı Kerim, görme engelli tanımına yeni bir mana yükleyerek baş gözü olduğu halde  gerçekleri görmeyene kör (görme engelli) demiştir. 

Görme engelli bir zatın şahsında da Kur’an’ın engellilere yaklaşımı net bir şekilde ortaya konmuştur. Görme engellilere, engelleri nispetinde dînî ve sosyal yükümlülükler verilmekte ve onlar toplumsal hayattan tecrit edilmemekte, toplum da onlar aracılığı ile eğitilmektedir.

Işitme engelli ise hem bedensel hem de manevi manada Kur’an’da yer almaktadır. Bedenen işitmesinde herhangi bir problem olmamasına rağmen ilahi hakikatlere kulak tıkayan kimseler, sağır-işitme engelli-olarak tanımlanmaktadır.

Konuşma engelli kimseler de Kur’an’da hem fiziki hem de manevi manada yer almakta ve yine orjinal bir tanımla, ilahi gerçekleri söylemeyene dilsiz denilmektedir. Konuşma engelli insanların Kur’an’da bedensel manadan çok manevi manası ile anılıyor olması da Allah katında manevi dilsizliğin çok kötü bir durum olduğunu beyan içindir.

Dilsiz kelimesinin geçtiği ayetlerin hemen tamamında sağırlığında geçmesi, pozitif bilimlerin ortaya koyduğu duyamayanların konuşamadıkları gerçeğine on dört asır önce tutulan bir ışıktır.

Ahirette vukubulacağı bağlamında ayetlerde yer alan körlük , sağırlık ve dilsizlik ise bedensel anlamda gerçekleşecek bir ceza olabildiği gibi manevi bir ceza olarak ya da hem manevi hem de bedensel anlamda vukubulabilir.

Ortopedik engelli kimselerin Kur’an’a dahil oluşu, yürüme engelli kimselerin ayetlere konu edilmesiyle olmuştur. Dînî ve sosyal yaşamlarına dair ruhsat ve kolaylık bildirme bağlamında yer almaktadırlar.

Zihinsel engellilik ise kavimleri tarafından Peygamberlere atılan iftira ve zihinsel engelli kimselerin medeni tasarufları bağlamında geçmektedir. Zihinsel engelli kimselere veli tayin edilmesi onları küçük düşürmeye değil onları korumaya yönelik bir uygulamadır.

Süreğen hastalığı olan kimseler ise ayetlerin hemen tamamında dînî yaşamda ruhsat ve kolaylık bildirme bağlamında geçmekte ve hasta kimseler bedenen ve ruhen korunmaktadır. Somut örnek olarak Eyyûb (a.s) anlatılmakta ve olayın ayrıntısına girilmeden hadisenin dînî ve ahlâkî mesajı sunulmaktadır.

Sonuç itibariyle tüm engelli gruplar Kur’an’da bir şekilde yer almakta, mü’minlerin engellilere yaklaşımının ne olması gerektiği ayetlerle ortaya konmaktadır.

Engelli insanlar engellerinin elverdiği ölçüde dînî yaşamla mükelleftirler. Kur’an engellilerin yaşamlarında kolaylığı esas alarak sorumluluklarını engelleri oranında azaltmış lakin kulluk yükümlülüğünden muaf tutmamıştır. Bu anlamda, hiçbir engel Allah’ı tanımaya engel değildir.

Engelli insanların sosyal ve dînî yaşamda güçleri oranında varolmasında Kur’an’a göre hiçbir engel yoktur. Kur’an’da bahsi geçen tüm engelli insanlar toplumsal ve dînî alanlarda var olmuşlar ve Kur’an’da bunu teşvik etmektedir. Engellilerin topluma, toplumun da engellilere adaptasyonu, engelli kimselerin topluma çıkması, ulaşılabilir olmalarıyla mümkündür.

Bazı ayetlerde durum tespiti amacıyla teşbih yapılırken engelli kimselerin anılması  onların yerildiği anlamında anlaşılmamalıdır. Kur’an bedensel engelli kimseyi yermez ve küçümsemez. Bilakis bedensel hiçbir engeli olmayan insanların ilahi gerçekleri görmemesi-duymaması ve dile getirmemesi yerilir ve kınanır.

Kur’an’da verilen engelli örneklerinin bir geçmişe bakan gerçekliği vardır. Bir de günümüze ve geleceğe bakan yönü vardır. Insanın kabulde zorlandığı hikmetini anlayamadığı  bu durumlar karşısında Kur’an ayetleri kendisine yol göstermekte ve dayanak olmaktadır. Bu bağlamda hayır gözüken şeylerin şer, şer gözüken şeylerin de hayra dönüşebileceğinin delilleri sunulmaktadır.

Dolayısıyla engellilik yaratıcı kudret açısından insan aleyhine bir durum değil lehinedir de denilebilir. Ayrıca hiçbir durum (engellilik veya sağlıklı oluş) son durum değildir.

Kur’an’a göre hiçbir toplumda atık insan yoktur. Zihinsel engelliler de dâhil hepsinin yaratılışı bir amaca binaendir. Zira Allah’ın yaratışında bir amaçsızlık, bozukluk ve sıradanlık muhaldir.

Peygamberimiz engellileri bir dilenci kitlesi olarak görmemiş, durumlarına göre engellileri çalışmaya teşvik ederek onları kabiliyetlerine göre farklı birimlerde istihdam ederek, engellilerin ticaret yapmasını kolaylaştıracak hükümler koymuş ve zihinsel engelli kimselerin dini yükümlülüklerden muaf tutulduğunu belirtmiştir.Engellilerin sosyal,psikolojik ve duygusal rehabilitasyonlarıyla bizzat ilgilenmiş ve günümüze ışık tutan çok somut hadiseler yaşamıştır. Ve gerektiğinde engelli ama yetenekli bir zatı devletin en yüksek makamında görevlendirmiştir. Sağlıklı kimselerin engelli kimselerle bir arada yaşamaları konusunda temel ahlaki prensipleri açıklayarak bu hususa teşvikte bulunmuş ve görme engelliye yol göstermeyi, sağır ve dilsize laf anlatmayı da sadaka olarak değerlendirmiştir.

Teodise bağlamında engellilik ise, ya insanın ihmal ve hataları sonucu oluşmuştur ya da insanın ahlâkî değerlerini ortaya çıkarmayı hedefleyen bir imtihandır. Engellilik insanın özgür iradesinin yanlış tasarrufları neticesi ortaya çıkan kötü ve çirkin davranışlarına mukabil insanı arındırmaya yönelik bir kefaret olarak verilebilir ki bu her zaman böyledir demek de mümkün değildir.

Bir kimse başka kimselerin-yakınlarının-günahı mukabili bir ceza olarak engelli konuma getirilemez. Zira genel geçer kaideye göre kimse kimsenin günahını üstlenemez.

Engellilik, herhangi bir hata, ihmal ve günahın olmadığı durumlarda da insana verilebilir ki bu da Allah’ın insanları imtihan etmesi gerçeğidir. Bu bağlamda olması gereken, imtihan olgusunun iyi kavranarak Allah’ın adâlet ve merhametinden şüphe etmemektir.

Çok önemli bir husus da, engelliliği dünya-ahiret ilişkisi içinde anlamak ve değerlendirme gerekliliğidir. Zira olayı sadece dünya hayatı çerçevesinde ele almak tek boyutlu bir değerlendirme olur ki bu da insanları Allah’ın adâlet ve merhametinden şüpheye götürür, karmaşa çıkarır. Insanı ahlâkî değerlerle donatarak her iki dünyada da iyiliği amaçlayan Kur’an, engelliliğe maruz kalan insanlara sabır ve duâ olgusu ile, ızdıraplarından başa çıkmayı tavsiye etmektedir.”

Dr. Emine Gül

Yorumunuzu yazın

Daha yeni Daha eski

Sponsor



Sponsor