DiniErk




Size bir camiden söz edeceğiz. Ama ne cami.. 40 Yıl bir virane gibi başıboş kaldı. Ve bir gün birileri tarafından küçük küçük barakalarla neredeyse bir mahalle haline getirildi. Kaçak göçek yapılmış bir iki odalı evlerin mekanı oldu. Minik sokakların bir araya gelmesiyle bir mahalle dendi. Her türlü pislik içinde, ayyaşların, hurdacıların, çöplüğün yeri oldu, mekanı oldu. Sonra birileri orayı mezhaba olarak kullandı. Bazen koyun, sığır kesildi bazen kaçak atların kesim yeri oldu.

Ve yine bir gün bir sihirli el bu yıllarca cami olarak kullanılmış, ondan çok ama çok önce kiliseleri kucaklamış bu yeri aslına döndürmüş. Cami olarak yine yeniden hizmet vermeye başlamasına vesile olmuş. Olmuş ya, Allah razı olsun vesile olanlardan..

Burası aslında ibadethaneler için konuşlandırılmış, mezarlık alanı olarak tahsis edilmiş İstanbul'un göbeğinde, tam ortasında ve en işlek bir yerinde eskiden Yenibahçe vadisi olarak bilinen bugün Vatan Caddesi ya da Adnan Menderes Bulvarı olarak bilinen Fatih ilçesinde, Aksaray semtinin Halıcılar Caddesinin köşesinde....Ya da İskenderpaşa denilen mevkisinde..

Burası Molla Fenari İsa Cami..Osmanlı arşiv belgelerinde “Halıcılar Mahallesi’ndeki Kilise Camii” olarak adlandırılmaktadır 

Başına gelmeyen kalmayan bu ibadethanelere ait yerde oluşan ilk kilise yapılmasının ardından 2. Beyazıt'ın emriyle camiye çevrilen alan daha sonra  Fenârizâde Ali Efendi 15. yüzyılın sonlarında manastır hücrelerini Halveti Zaviyesi’ne dönüştürmüştür. Mescidin imamı olan Şeyh Îsâ el-Mahvî manastır hücrelerini Halvetî Zâviyesi yapmıştı. Dolayısıyla mâbedin adı da Fenârî Îsâ şeklini almıştır.Daha sonra 1633 yangınında harap olan yapı, 1636 yılında Sadrazam Bayram Paşa tarafından onarılmış, güney kiliseye minber eklenerek camiye çevrilmiştir.

Cami, birçok yangın ve bir büyük deprem geçiriyor. Fakat direniyor. Ayakta kalmayı başarıyor. Ancak, etrafının gecekondu mahallesine dönmekten alıkonamıyor. İşgaller yüzünden koca alandan küçücük bir alana sığmaya çalışıyor. Fenârî Îsâ Camii 1918’deki büyük Fatih yangınında yanıyor, Kimse geriye dönüp bakmadığı için kendi halinde terk ediliyor kırk yıl harabe halinde kalıyor. Her türlü pislik içinde, ayyaşların, hurdacıların, çöplüğün yeri oldu, mekanı oldu. Sonra birileri orayı mezhaba olarak kullandı. Bazen koyun, sığır kesildi bazen kaçak atların kesim yeri oldu.  Ve bir gün birileri tarafından küçük küçük barakalarla neredeyse bir mahalle haline getirildi. Kaçak göçek yapılmış bir iki odalı evlerin mekanı oldu. Minik sokakların bir araya gelmesiyle bir mahalle dendi.

Nihayet 1960’ta yapılan ciddi bir restorasyon sonunda Fenârî Îsâ Camii ihya edilerek tekrar ibadete açılmıştır. Açılmasına açılmış ama içinde eskilerde yapılan, motifleri üç renkli malakârî süslemelere sahip mihraptan kalan parçalar bütünüyle yok edilmiş. 1942’de yıktırılan tuğla minaresi de 1970’li yıllarda yeniden yaptırılmıştır.

12 Ekim 2009 sayılı YeniŞafak Gazetesinde çıkan haberde, caminin o yıllardaki halini öğreniyoruz.

"Tarihi Bizans dönemine kadar uzanan Molla Fenari İsa Camii bakımsızlık kurbanı. Her yerinden taşlar dökülen camide cemaat, yıkılma korkusu duyarak namaz kılıyor. Fatih''te Vatan Caddesi üzerinde bulunan bin yıllık tarihi Molla Fenari İsa Camii, bakımsızlık nedeniyle yıkılmaya yüz tuttu. 

Aslı Bizans dönemine ait bir kilise olan ve İstanbul''un fethinden kısa bir süre sonra camiye çevrilen yapı, bir an önce restore edilmeyi bekliyor. En son onarıldığı 1958-67 yıllarından bu yana ibadete açık olan caminin kubbeleri çatlamış, duvarlarındaki taşları ise günden güne eriyor. Tuğla ve taş alaşımlı Molla Fenari İsa Camii''nin çatlayan bazı duvarları, geçmişte bilinçsizce sıvayla kapatılmaya çalışılmış. Kuzey bölümündeki tonozun üzeriyse tamamen açık. İçeriye yağmur suyunun akmaması için bölüm geçici olarak eternitlerle örtülmüş.

Caminin dışarıdan sağlam görüldüğünü; bakımsızlığın ancak içeriye girildiğinde anlaşıldığını söyleyen cami imamı Abdullah Kılıç, "Her tarafından irili ufaklı taşlar dökülüyor. Taşlar hacimce küçük de olsa metrelerce yukarıdan düştüğü için insanı ürkütüyor. Bu yüzden cemaat namaz kılarken tedirgin oluyor" diyerek yetkililere seslendi. Vakıflar İstanbul Bölge Müdürlüğü tarafından caminin restorasyon projesinin çıkarıldığını; ancak sürecin hangi aşamada olduğunu bilmediklerini belirten Kılıç, "Temennimiz mümkün olduğunca kısa bir zamanda onarılması" diye konuştu."

Cami hakkında Hürriyet Gazetesi'ndeki 30.06.1999  tarihindeki şu yazı, Cumhuriyet dönemi içerisinde caminin nasıl talan edildiği konusunda gerekli fikri verecektir, sanıyoruz.

"Osmanlı'nın adi gecen buyuk ve ünlü ulemaları Bizans'tan devraldıkları kilisenin tek parçasına bile dokunmamış aksine, en küçük parçayı bile özenle korumuşlar. Küçük şapellerden birinde 1929'da bulunan ikona bunun en buyuk kanıtı. Ana kubbenin altında kıble tarafinda bulunan onlarca fresk ve kabartma Muslumanlar burada ibadet ederken, bulunduklari yerde muhafaza edilmis. Kubbe altini boydan boya dolanan mermer islemelerdeki tek bir istavroz parcasi yerinden sokulmemis, sutunlardaki cift basli kartal ve hac kabartmalari oldugu gibi korunmus.

Bu tarihi izler ve bina ve cevresindeki mezarlar da dahil tum kiymetli parcalar son 50 yilda, ozellikle son 10 yil icinde ortadan kaldirilmaya calisildi. Yapitlarin cogu yagmalanarak, tarihi eser kacakcilari tarafindan yurt disina satildi. Bu eserden calinan parcalarin buyuk bir bolumu Yunanistan, Amerika, Ingiltere ve Avustralya'daki muzeleri ve Ortodoks kiliselerini susluyor. Yetkililer bu eserleri korumak yerine bunlarin yagmalanmasina ve kirilmasina adeta goz yumdular. Osmanli doneminde yuzlerce yil altinda Muslumanlarin ibadet ettikleri ana sutunlarin uzerinde bulunan hac kabartmalari cimento sivalarla kapatildi. Ana kubbenin altini susleyen mermer bilezikteki mukaddes isaretler cekiclerle kirildi.
Asırlar boyu yağmur sularini caminin ustunden topraga aktaran tas oluklarin cogu kirildi. Kirik ya da saglam tum tas oluklarin ustunden binanin altina kadar plastik su borulari dosendi. Eserin etrafini birer yilan gibi saran bu tas oluklarin cevresindeki catlaklar, horasan sivanin ustune atilan beton sivalarla kapatildi. Yer yer catlayip cokmeye yuz tutmus kubbelerin ayrilan yerleri de yine beton bloklarla ortuldu. Caminin onunde yapilan ve binanin estetik yapisiyla tezat teskil eden sadirvanin ustu yine plastik duralitlerle korumaya alindi. Caminin arkasinda bilinan kucuk bahcenin bir yanina iki katli beton bir kutuphane (icinde kitap bulunmayan bir kutuphane!) ve onun karsisina da ustu tuvalet fayanslariyla ‘‘suslenen’’ bir umumi hela yapildi. Tum bu ‘‘onarim’’, ‘‘koruma’’ ve ‘‘susleme’’ isleri, ‘‘Molla Fenari Isa Ilim Kultur ve Hizmet Vakfi’’ tarafindan yapildi. Anitlar Kurulu, bu vakfa, Fatih Muftulugu'ne ve Vakiflar Bolge Mudurlugu'ne defalarca yazi gondererek, yapilan tuvalet ve beton binanin yikilmasini istedi. Vakiflar Bolge Mudurlugu ve Fatih Muftulugu bu bin yillik eseri aslina uygun restore etmek yerine caminin vakfina teslim etmeyi yegledi. Caminin aydin yuzlu imami ve muezzini binanin talan ve tahrip edilmemesi icin caba sarfediyor ve eser tepeden tirnaga onarimdan gecmezse bir muddet sonra yerinde yeller esecegini soyluyorlar."

2019 yılında son restorasyonu yapılan caminin halısı taş duvarların rengine uyum sağlayacak mavi renk kullanılmış ve duvar süslemesinde kullanılan yaprak motiflerine uygun olarak saf çizgileri tasarlanmıştır.

Camiye, İstanbul metrosunun M1 hattında Fatih-Emniyet ve Aksaray durakları arasında olup; İETT'nin İskenderpaşa ya da Oğuzhan duraklarından da kolayca ulaşım sağlanabilir.

Haberimizde caminin eski hallerini yayınladık. 02.10.2020 tarihinde çekilen son görüntüleri aşağıdaki videodan görebilirsiniz.



Kaynak : Daha fazla bilgilere aşağıdaki linklerden ulaşabilirsiniz. 
Diyanet İslam Ansiklopedisi
Fenari İsa Camisi’ne İlişkin 1894 Depremi Kayıtları
Eski İstanbul Fotoğrafları

Yorumunuzu yazın

Daha yeni Daha eski

Sponsor



Sponsor